Am-An

amalgam döğmesi (amalgam tatto) amalgam lekesi; amalgam dolgudan serbestleşen cıvanın dolgulu dişe komşu alanlardaki yumuşak dokularda birikmesiyle beliren gri-siyah leke

 

amanita (amanita) Aga­ricaceae familyasından büyük bir bölümü zehirli olan mantar türü; ayrıca bkz Amanita phalloides, Amanita muscaria

 

amanita muscaria (amanita muscaria) psikotropik etkisi olan, sarhoşluk ve bilinç kaybı oluşturan ze­hirli mantar

amanita phalloides (amanita phalloides ) köygöçüren mantarı; ılık ve nemli ormanlık alanlarda görülen, yüksek düzeyde hepatotoksik ve nefrotoksik etkisi olan, alındıktan 24 saat sonra ölüme yol açabilen zehirli mantar

 

ambivalans (ambivalence) bir objeye/olaya/düşünceye karşı birbi­rine zıt düşünce ve dav­ranışların aynı anda sergilenmesi; hastanın sözleriyle hareketlerinin birbirini tutmaması, bir konudaki fikirlerini açıklarken birbirine zıt düşünceler ifade etmesi hali

ameloblast (ameloblast) intrauterin dönemin yaklaşık 8. haftasında, mine organının iç mine epitelinden oluşan ve diş minesini üretecek olan yüksek silindirik hücreler

ameloblastik dentinofibroma (ameloblastic dentino-fibroma) ameloblastik fibrodentinoma; predentin ya da ilkel dentin içeren ameloblastik fibroma olgusu; ameloblastik fibroma ile ameloblastik fibroodontoma arasındaki geçiş evresi olarak nitelenen tümör

ameloblastik dentinosarkom (ameloblastic dentino-sarcoma) literatürdeki en iyi örneği Tahsinoğlu tarafından verilen, klinik ve radyolojik bulguların ameloblastik sarkomayı anımsattığı, ek bulgu olarak radyolojiye radyopak alanlar olarak yansıyan bir bölümü kalsifiye dentinoid madde içeren, ender görülen bir kanser

ameloblastik fibroma (ameloblastic fibroma) gençlerde, genellikle altçene arka bölümünde ortaya çıkan, yavaş büyüyen, gömük diş içeren sınırları düzenli litik bir lezyon oluşturan, içerisinde kordonlar ya da adacıklar yapan odontogen epitel hücrelerinin bulunduğu, residivler sonrasında ameloblastik sarkoma dönşebilen odontogen tümör

ameloblastik fibro-odontoma (ameloblastic fibro-odontoma; ameloblastic odontoma) ameloblastik odontoma;  mikroskopik yapısında ameloblastik fibromaya eklenmiş bazıları kalsifiye dentinod/dentin ile mine saptanan, ortasında serpilmiş olan irili ufaklı kireçlenmeler ya da amorf-kalsifiye bir kitle içeren sınırları sklerotik, uniloküler ya da multiloküler litik tümör; odontogen epitel, odontogen mezenkim, dentin ve mine komponentlerinden oluşan tümör

ameloblastik karsinom (ameloblastic carcinoma; malignant ameloblastoma) malignant ameloblastoma; oldukça agresif ve metastaz yapabilen odontogen kökenli habis tümör

ameloblastik kollizyon tümörleri (ameloblastic collision tumors) ameloblastik nörinoma,  ameloblastik angioma, ameloblastik granüllü hücreli myoblastoma gibi ana komponent olan ameloblastomaya ek olarak saptanan ikinci bir tümöral gelişme

ameloblastik sarkom (ameloblastic sarcoma) ameloblastik fibrosarkoma; epitelyal bileşeni ameloblastik hücrelerden mezenkimal bileşeni ise atipik fibroblastik hücrelerden oluşan, hızlı büyüyen, kısa sürede yüz asimetrisi yapan, dişlerde sallanmalar ve dökülmelere neden olan, sınırları yer yer belirsiz uniloküler litik bir lezyonun saptandığı, akciğerlere metastaz yapan kanser

ameloblastoma (ameloblastoma) adamantinoma; çenelerde çoğu kez multiloküler litik lezyon oluşturan, gömük diş içerebilen, ekspansif büyüdükleri halde agresif davranabilen, ameloblastik hücreleri anımsatan epitel hücrelerinden oluşan, foliküler, pleksiform, akantomatöz, mukoepidermoid, granüllü hücreli ve dentelioblastik (bazaloid) olarak nitelendirilen histolojik tipleri bulunan odontogen tümör

ameloblastoma, kistik (cystic ameloblastoma) kistik ameloblastoma; bir odontogen kist çeperindeki epitelden kökenli ya da tümördeki dejenerasyonlar nedeniyle sonradan oluşan kistik boşluklar içeren ameloblastoma

ameloblastoma, malign (malignant ameloblastoma) malign ameloblastoma; ameloblastik karsinom; hücrelerinde güçlü pleomorfizm saptanan agresif bir ameloblastoma; metastaz yapan herhangi bir ameloblastik tümör

ameloblastoma, periferik (peripheral ameloblastoma; odontogenic gingival epithelial hamartoma) odontogen gingival epitelyal hamartoma; dişetinde oluşan, kemik lezyonu içermeyen ameloblastoma; dişeti epitelinden ya da Serres epitel artıklarından kökenli olan yumuşak doku tümörleri

ameloblastoma, santral (central ameloblastoma) çene kemiği içinde oluşan, dişlerde yer değiştirmeler ve oklüzyon bozukluklarına neden olan, yavaş ve ekspansif büyümesine karşın çoğunda yerel invazyon görülen, kemik korteksini aşarak ağız boşluğuna ulaştığı olgularda ülserleşmelerin saptandığı, çoğu multiloküler, residivlerin sık görüldüğü odontogen tümör

ameloblastoma, sinonazal (sinonasal ameloblastoma) sinonazal ameloblastoma; üstçenede oluşan ve nazofarinks, maksilla sinüsleri, orbita ile kafa tabanı yönünde gelişebilen ameloblastoma

amelogenesis imperfecta (amelogenesis imperfecta) diş minesinin oluşumundaki doğumsal yetersizlik

amenore (amenorrhea) adet yokluğu/durması; adet görememek

amfetamin (amphetamine; alpha-methylphenethylamine) alınmasıyla kan basıncını arttıran, iştahı azaltan, burun akıntısını kesen, bağımlılık yapan, etkisi geçtiğinde aşırı bitkinlik, uyku/uykusuzluk, açlık, ir­ritabilite, sıkıntı, hırçınlık, para­noid ve şizofreniform tab­lolara neden olabilen, apati ve depresyon oluşturan, santral sinir sistemi üzerinde uyarıcı etkisi olduğu için uzun yol sürücüleri ve sporcu­lar tarafından doping maddesi olarak kul­lanılabilen beyaz, kokusuz, kristal toz; psikiyatrik bozukluklar, nöron yitirilmesi, kanama, iskemik lezyonlar, koroner vazokonstriksiyonu (akut/kronik koroner yetmezliği), aritmiler, kardiyomyopatiler ve pulmoner hipertansiyon gibi etkileriyle önemli klinik sorunlara yol açabilen sentetik uyarıcı; yüksek dozda alınmasıyla beliren akti­vite artması, aşırı konuşma, uykusuzluk, reflekslerde artma, iştahsızlık, ağızda kuruma, aritmi, kalp ağrısı, psikotik tablo ile karak­terize zehirlenme

amiloidoz (amyloidosis) amiloidozis; vücutta üretilen anormal bir protein olan amiloid maddesinin dokulara birikmesiyle karakterize hastalık ya da komplikasyon

amiloidoz, primer (primary amyloidosis) primer amiloidozis; multipl myelom, ailesel akdeniz ateşi (FMF) ve ailesel amiloid polinöropatisi olgularında vücutta üretilen anormal bir protein olan amiloid maddesi tipinin dilde (makroglossi), periferik sinirler, kalp ve eklemlerde birikmesiyle karakterize tablo

amiloidoz, sekonder (secondary amyloidosis) sekonder amiloidozis; tüberküloz, romatoid artrit, kanserler, Hodgkin hastalığı, Multipl myelom gibi doku yıkımının yoğun olduğu hastalıklarda ve hemodiyaliz hastalarında görülen, böbrek, karaciğer, sürrenal ve dalak gibi organlara ve dişetlerine biriken anormal protein hastalığı

amputasyon nöromu (amputation neuroma; traumatic neuroma) travmatik nörom; periferik sinirlerde herhangi bir travmayla meydana gelen kesilerin sonucunda proksimal parçada epinörial, perinörial ve endonörial kökenli hücre proliferasyonu sonucu oluşan, özellikle kitle üzerine basınç yapıldığında ağrı saptanan, etkilenen sinirlerin innerve ettiği bölgelerle ilgili nörolojik bulgular (parestezi, anestezi, tad alma bozuklukları) görülebilen kitle

amimi (amimia) mimiklerin ve jestlerin kaybı; do­nukluk hali

 

amnestik (amnestic) am­nezik; amneziye neden olan

amnestik sendrom (am­nestic syndrome) geçmişi ve yakın zamanı hatırlayamama şeklinde hafıza bozukluğu özellikleri içeren, B vitamini eksikliği, kronik al­kolizm ve beyin lezyon­larının (travma, tümör, hipoksi, infarksiyon, kar­bon monoksid zehirlen­mesi, virüs enfsefaliti) neden olduğu klinik tablo; dizmnezik sen­drom; amnezik sendrom; Korsakoff sendromu

amnezi (amnesie; amne­sia) geçmişe ait anı ve olayları, zamanı, adresi­ni, yakınlarının vb tümüyle unutma ile karakterize, demansta, epi­lepside, eklampside, kar­bon monoksid zehirlenmelerinde ve asılardan kurtulanlarda, kafa travmalarından son­ra belirebilen bulgu

amnion kesesi (amniotic sac) rahimdeki bebeğin içerisinde bulunduğu sıvı dolu kese

amnion sıvısı (amniotic fluid; aqua amnii; liquor amnii) amnion kesesini dolduran ve fetüsün içerisinde yüzdüğü sıvı; sular

amnion sıvısı aspirasyonu sendromu (meconium aspiration syndrome) amnion kesesi içerisindeki bebeğin doğum sırasında yaptığı erken solunuma bağlı ola­rak akciğerlere giren am­nion sıvısı ile içeri­sindeki bebek dışkısının neden olduğu kimyasal pnömoni ve bronşların tıkanmasıyla karakterize, ölümle sonlanabilen ta­blo

amniotik embolizm (amni­otic embolism) doğum sırasında yırtılan toplar­damarlardan giren amni­on sıvısının neden olduğu, doğumda ölen kadınların akciğerlerinde bebeğe ait dışkı parçacıklarının, tüylerin ve epitel hücrelerinin bu­lunması

anafilaksi (anaphylaxis) anafilaktik şok; enjeksiyon materyali (penisilin, lokal anestezi maddesi, yabancı serum), besin maddeleri (deniz ürünleri, fıstık, yumurta), toksin kökenli maddeler (arı sokması, deniz anası, vb) nedenlerle ortaya çıkan, vazoaktif aminlerin sistemik salınımı sonrasında beliren güçlü düz kas kontraksiyonları, yaygın vazodilatasyon ve damar geçirgenliğinin ileri düzeyde artması bulgularına eklenen larinks ödemine bağlı asfiksinin neden olduğu yaşamsal önem taşıyan şok tablosu; et­kenin vücuda girmesin­den yaklaşık 1-5 dakika sonra patlar gibi ortaya çıkan, kaşıntı, döküntü, gırtlak ödemi ve bronş spazmına bağlı solunum güçlüğü, çarpıntı, öksürük, kusma, karın kramplarının görüldüğü, başlıca nedenlerinin hay­van serumu içeren antise­rumların injeksiyonu, böcek sokmaları, penisillin, vb ilaçların olduğu, bağışıklık sisteminin gösterdiği olağanüstü tepkiyle karakterize akut tablo; serum hastalığı

anaflaktik (anaphlactic) anaflaksiyle ilgili; ana­flaksi yapan

anafilaktoid reaksiyon (anaphylactoid reaction) duyarlı olunan etkenin (histamin liberatörleri) IgE ile etkileşime girmeksizin mast hücrelerinden akut histamin salınmasına neden olduğu, immünolojik kökeni bulunmayan şok tablosu

anafilatoksin (anaphylatoxin) kompleman sisteminin düz kasların kasılmasında (vazokonstriksiyon, bronş konstriksiyonları) ve damar geçirgenliğinin artmasında, mast hücrelerindeki histaminin salınmasında, kemotaksisin uyarılmasında etkin olan C3a, C4a, C5a  olarak nitelenen peptid yapısındaki komponentleri

anafilaktik tip aşırıdu­yarlık reaksiyonu (anaph­ylactic hypersentitivity reaction; immediate-type hypersensitivity reac­tion; type 1 hypersensi­tivity reaction) antijenin etkisi ile aktive olan maddelerin yol açtığı, vazodilatasyon, kapiller geçirgenliğinde artış, düz kas kontraksiyonları, kanda ve dokuda eozino­fillerin artışı gibi neden­lere bağlı ürtiker, ödem, hipotansiyon, bronşlarda,­ sindirim kanalında, ­uterusta, spazmlarla seyr­eden, önemli nedenleri arasında çiçek tozları, penisillin, deniz ürünleri, bazı bitkiler ve böcek sokmaları olan klinik ta­blo

anal (anal; analis) anüse ait; anüsle ilgili

 

anal erotizm (anal erotism) cinsel gücün, psikoseksüel gelişim döneminin anal fazında fikse olması ya da bu döneme regresyon sonu­cu, egoist, katı, inatçı ve hasis karakterin oluşması

anazarka (anasarca) akut böbrek yetmezliklerinde ve nefrotik sendromda oluşabilen, tüm vücudu etkileyen yaygın subkutan ödem

anemi (anemia) kansızlık; kandaki eritrositlerin nitelik ya da nicelik açısından yetersizliği; demir alımının ya da emiliminin yetersizliği, kronik kanamalar, kronik infeksiyon hastalıkları, kemik iliği inhibisyonu, beslenme bozuklukları, ilaçlar, kanserler, eritrositlerin üretim bozukluklarıeritrositlerin biçim bozuklukları ile sayılarında ya da demir içeriğinde azalmayla karakterize, ileri olgularda kalp hipertrofisi ve konjestif kalp yetmezliği, atrofik glossit, dudak kommisuraları inflamasyonu (angular stomatitis) ile kaşık biçiminde tırnakların (koilonychia) saptandığı hastalık

anemi, akut (acute anemia) akut kanama kökenli anemi; damar rüptürleri (travmatik, spontan) ya da akut sıvı yitirilmesi nedeniyle kanın hacminin 1/3’ü ve üzeri azalmasında ortaya çıkarak hipovolemik şok tablosuna yol açabilen, eritropoiezisde artma ve dokulardan kana sıvı çekilmesi bulgularıyla karakterize normositik normokromik anemi

anemi, aplastik (aplastic anemia) aplastik anemi; pluripotent kök hücrelerdeki bozukluklardan kökenli, hiposellüler kemik iliği ve pansitopeni (anemi, nötropeni, trombositopeni) bulgularıyla karakterize kemik iliği yetmezliğinde görülen anemi; kemik iliği inhibisyonu, beslenme bozuklukları, ilaçlar, kanserler, vb nedenlerle eritrosit üretiminin çok yetersiz olduğu, pansitopeni ile birlikte olduğunda peteşiyal kanamalar, spontan dişeti kanamaları, dişeti hiperplazileri ve mukoza erozyonlarının saptandığı anemi türü

 

anemi, demir eksikliği (iron deficiency anemia) demir eksikliği anemisi; demir alımının ya da emiliminin yetersizliği, kronik kanamalar, kronik infeksiyon hastalıkları, Plummer-Vinson sendromu, vb nedenlerle ortaya çıkan, atrofik glossit, mukoza atrofisi, dudak kommisuralarında Candida albicans ile infekte ağrılı ve eritemli çatlaklar (angular cheilitis) oluşan,  nicelik açısından bir sorun olmamasına karşın hemoglobin niteliği yetersiz olan eritrositlerin saptandığı anemi

anemi, hemolitik (hemolytic anemia) hemolitik anemi; eritrositlerde parçalanma nedeniyle oluşan anemi; eritrosit membran defektleri, eritrosit enzimlerindeki bozukluklar, hemoglobinopatiler, eritrositlere karşı oluşmuş otoantikorlar, kalp kapak protezleri, infeksiyon hastalıkları, yanıklar, hipersplenizm gibi nedenlerle ortaya çıkabilen anemi türü

 

anemi, hipokrom (hypochromic anemia) demir eksikliğinde ve talassemi hastalığında demir içeriği az olan eritrositlerin saptandığı anemi

anemi, kronik (chronic anemia) kronik kanama kökenli anemi; sindirim sistemindeki peptik ülser, hemorajik  gastrit, mide kanseri, kolorektal karsinom, hemoroid, parazitler, üriner kanaldaki tümörler ve taşlar ile genital sistem kanamaları (menoraji, uterus kamseri, endometrial hiperplazi) gibi uzun süreli kanamalarda saptanan, demir eksikliğiyle karakterize normositik hipokromik anemi

anemi, makrositik (macrocytic anemia) folik asid eksikliği, VitB12 eksikliği, karaciğer hastalıkları, alkolizm, hipotiroidizm, kanama sonrasında ve ilaçların (kemoterapi, sülfonamidler) etkisiyle oluşan eritrositlerin morfolojik olarak büyük olduğu anemi

 

anemi, megaloblastik (megaloblastic anemia) megaloblastik anemi; B12 vitamini ve folik asid eksikliklerinde görülen DNA sentezi kusurlarından kökenli, ağız mukozasının değişik bölgelerinde ve özellikle dil sırtında atrofik ve eritemli lezyonların da saptandığı anemi

anemi, mikrositik (microcytic anemia) demir eksikliğinde ve talassemi hastalığında eritrositlerin morfolojik olarak küçük olduğu anemi

anemi, myeloftizik (myelophytisic anemia) myeloftizik anemi; kemik iliği niceliğinin infiltratif hastalıklarda, myelofibrozis olgularında, hematolojik kanserlerde, kanser metastazlarında ve granülomatöz hastalıklarda azalması nedeniyle ortaya çıkan anemi

anemi, normokrom (normochromic anemia) demir içeriği normal olan eritrositlerin saptandığı anemi

anemi, normositik (normocytic anemia) eritrositlerin morfolojik olarak normal görünümde olduğu anemi

anemi, orak hücreli (sickle cell disease) orak hücreli anemi; eritrositlerin orak biçiminde olduğu, bu nedenle kronik hemolize ve birbirlerine yapışarak kitleler oluşturan eritrositlerin neden olduğu damar tıkanmalarınna bağlı yaygın iskemik zararlar, iskemiye bağlı yaygın ağrı atakları ve hipoksi, eritrositlerde biçim bozukluklarının saptandığı, vazo-oklüzif komplikasyonlar (diş pulpalarındaki damar tıkanmaları pulpa nekrozlarına, arter dallarının tıkanması kemikte skleroza ve aseptik mandibula nekrozları), çocuklarda çenelerde Salmonella typhimurium osteomyeliti, kolelityazis, yinelenen kan transfüzyonları nedeniyle oluşan hemokromatozis, pubertede gecikme gibi bulguların saptandığı herediter bir hemoglobinopati türü

anemi, pernisiyöz (pernicious anemia) pernisiyöz anemi; B12 vitamini eksikliğinde görülen anemi

anemik hipoksi (anemic hypoxia) kandaki hemo­globinin kalitesi ya da kantitesinin bozukluğu sonucu dokulara gelen oksijen miktarının azlığı

anemik infarkt (pale infarct) soluk infarkt; beyaz infarkt; arteryel iskemiler sonucunda böbrek, dalak, kalp gibi kompakt organlarda renkleri soluk nekrozlar

anensefali (anencephaly) küçük bir taslak biçiminde kalan beyin dokusunun kuşatan kafatası kemikleri ve saçlı derinin oluşamadığı, konjenital  nöral tüp defekti

anevrizma (aneurysm) kalp veya arter çeperlerinin yerel genişlemesi

anevrizmal kemik kisti (aneurysmal bone cyst) uzun kemiklerde ve vertebralarda oluşan, ekspansif büyüyen, radyolojisinde sabun köpüğü izlenimi veren multiloküler litik alanlar saptanan, mikroskopisinde birbirlerinde dev hücreleri içeren fibröz septumlarla ayrılmış eritrositlerle dolu boşlukların bulunduğu yalancı kemik kisti

angina bullosa haemorrhagica (angina bullosa haemorrhagica) ağız mukozasında, özellikle yumuşak damakta ya da dilde, patladığında kendiliğinden iyileşen, kanla dolu bir vezikül ya da bül içeren lezyon

angina pektoris (angina pectoris) koroner arterlerin aterosklerozu, koroner arter spazmı, aort stenozu/yetmezliği, hipertiroidi, ağır anemi, taşikardi gibi bir zemin üzerine eklenen aşırı efor (koşmak, merdiven çıkmak, vb), soğuk, öfke, aşırı yemek, heyecan gibi nedenlerle ortaya çıkan, birkaç dakika süren göğüs ağrısı ve yanma hissiyle beliren, sol kola-­omuza-sırta-enseye yayılan ağrıyla karakter­ize myokard oksijensiz­liğine bağlı kalp ağrısı ya­pan tablo

angina pectoris, akut tip (angina pectoris) akut koroner yetmezliğine bağlı angina pectoris; aterom plağı üzerinde trombus belirmesiyle ortaya çıkan, tedaviye yanıt vermeyen ve akut myokard infarktıyla sonlanabilen koroner arter yetmezliği

angina pectoris, Prinzmetal tip (angina pectoris) , Prinzmetal tip angina pectoris; koroner arterlerdeki spazm nedeniyle ortaya çıkan koroner arter yetmezliği bulguları

angina pectoris, stabil tip (angina pectoris) stabil tip angina pectoris; klasik angina pectoris; fiziksel aktivite ya da emosyonel etkilerle ortaya çıkan, tedaviye yanıt veren koroner arter yetmezliği bulguları

 

angiofibroma (angiofibroma) fibroma ve angioma bileşenlerini içeren iyi huylu tümör

angiogenezis (angiogenesis) anjiyogenez; yara iyileşmesinde, hipokside, tümör damarlanmasında, diabetteki oküler damarlanma olgularında  önceden bulunan damarlardan yeni kapillerlerin oluşması

angiogenezis belirteçleri (angiogenesis markers) kanserlerin büyük bir bölümünde saptanan G G-CSFR (granulocyte-stimulating factor receptor), VEGF (vascular endothelium growth factor) ve PD-ECGF (platelet-derived endothelial cell growth factor) gibi angiogenezisi uyaran faktörlerin araştırılmasında uygulanan belirteçler

angiogenezis, tümörde (tumor angiogenesis) G G-CSFR (granulocyte-stimulating factor receptor), VEGF (vascular endothelium growth factor) ve PD-ECGF (platelet-derived endothelial cell growth factor) faktörlerin yanı sıra endotel yüzey molekülleri (integrin, CD31), mast hücreleri, tümör hücrelerinin ürettiği IL-8 gibi faktörlerin etkisiyle tümör hücrelerinin beslenmesi, sgresyonu ve yayılmasında etkisi olan yeni damarların oluşumu

angioma (angioma) anjiyom; damar endotelinden kökenli, çok sayıda damar içeren iyi huylu tümör

angiomiksoma (angiofibroma) fibroma ve miksoma bileşenlerini içeren iyi huylu tümör

angiomyom (angiomyoma) angiomyoma; damar yapma eğilimi gösteren endotel hücreleri ile damarlar çevresindeki düz kas hücrelerinin birlikte oluşturduğu iyi huylu tümör

angioödem (angioedema) allerjik (ilaç, böcek sok­ması, bazı besin maddele­ri) nedenlere bağlı olarak, el-ayak sırtında, gözkapaklarında, dudak­larda, genital organlarda ve müköz zarlarda ortaya çıkan, geniş ödemle birlikte oluşan lokal kırmızılık ve şişlik

angiopati (angiopathy) her türlü damar hastalığını kapsayan genel kavram

angiosarkom (angiosarcoma) angiosarkoma; anjiyosarkom; atipik endotel hücrelerinin kan ya da lenf damarları oluşturmaya çabaladığı, bir bölümü radikal mastektomi operasyonundan sonra (Stewart-Treves sendromu) ya da radyoterapi komplikasyonu olarak gelişen, genellikle baş-boyun derisinde ortaya çıkan koyu mavi-kahverengimsi oluşum

 

ani bebek ölümü sendro­mu (sudden infant death syndrome; SIDS) özellikle kış aylarında, sosyoekonomik düzeyi düşük ailelerde, pre­matürelerde, uyuşturucu bağımlısı olan ya da gebe­liği süresince sigara içen annelerin bebeklerinde görülen ve bilinen hiçbir hastalığı olmayan bir bebeğin ya da küçük çocuğun birdenbire ve genellikle apne nöbeti sırasında ölmesi

ani kardiak ölüm (sudden cardiac death; sudden death) önceleri belirgin kalp rahatsızlığı bulunmayan bir kişinin, aniden beliren ve 24 saat içerisinde ölümüyle son­lanan kalp hastalığı; ani ölüm; birden ölüm; ansızın ölüm; patolojik ölüm

anisakiazis (anisakiasis) çiğ ya da az pişmiş balık ve deniz yumuşakçalarıyla bulaşan, duyarlı kişilerde IgE kökenli ürtiker tipi alerjik reaksiyonlara ve anafilaksiye neden olabilen, bazı hastalarda ise deskuamatif gingivitis ile yanak ve dudak erozyonlarının birlikte görüldüğü gingivostomatitlere yol açabilen, anisakis simplex adı verilen nematod türü bir parazit infeksiyonu

Anitschkow hücresi (Anitschkow  cell) romatizmal ateş hastalığında myokard içinde görülen, tırtıla benzeyen şişkin histiositik hücreler

anjiyografi (angiography) anjiyo; damarların içine radyopak madde verilerek lümenlerini, damarlanmanın niteliği ve niceliğini inceleme tekniği

ankiloze (ankylosed) kay­naşmış; yapışmış; eklem yüzeylerinin birbirine kaynaşarak hareketleri kısıtlanmış

 

anksiete (anxiety) sıkıntı

anksiete bozukluğu (anxie­ty disorder) aşırı kaygı, agorafobi, panik, sosyal fobi, basit fobi ve generalize ank­siete gibi bulguların biri ya da birkaçı birlikte olabildiği, sıkıntı ve kaçışla özellik gösteren akli arıza durumu

anksiete sendromu (anxiety syndrome) insanlarda problemler, karşılaştıkları güçlükler, huzursuzluk yaratan ne­denler, vb faktörlere bağlı olarak meydana çıkan, taşikardi, baş dön­mesi, dispne, yüzde kızarma, iç organlarda ra­hatsızlık hissi, titreme, gerginlik ve bazan senko­pla beliren, fizyolojik düzeylerde kaldığında her insan için normal ka­bul edilen tablo; sıkıntı, ağlama, ümitsizlik, mut­suzluk, acı duyma, yor­gunluk, çalışamama, iyileşememe korkusu, başta ağırlık ve ağrı, göğüs sıkışması, ölüm ar­zusu, suçluluk duyma gibi bulguların oluşturduğu, kişiin çevresinden gelen stres­lere karşı gösterdiği tep­kinin ürünü olan tablo; indiferans anksiöz

anoksi (anoxia) oksijen yokluğu

anoksik (anoxic) anoksi yapan; anoksi ile ilgili; anoksi sonucu

anoreksi (anorexia nervosa) genç kızlardaki aşırı kilo korkusuyla ortaya çıkan beslenme bozukluğunun sonucu olarak protein ve karbonhidrat eksikliğinin belirdiği, hormonal bozukluklar (gonadotropin eksikliğine bağlı amenore, ACTH ve TSH yetersizliği, ADH dengesizliği) ve vücut ısı dengesinin bozulmasıyla karakterize tablo

ansızın ölüm (sudden death) ani ölüm; sağlıklı olduğu sanılan bir kişinin beklenmedik bir anda çok kısa bir süre içinde yaşamını yitirmesi

aort anevrizması (aortic aneu­rysm) sıklıkla aortun karın bölümünde oluşan, yırtılarak ölüme neden olan ye­rel damar genişlemesi

 

anterograd amnezi (antero­grade amnesia) geçirilen travma/hastalık sonrasını ilgilendiren olay­ların hatırlanamaması

anteroretrograd amnezi (anteroretrograde amne­sia) olaydan önceki ve sonraki zamanlara ait olay ve bilgilerin hatırlanamaması

 

antesedan (antecedent) öncesi; geçmiş; öykü

antidepressif ilaç zehirlen­mesi (antidepressive drug poisoning) marplan, luci­dril, marsilid, tofranil, in­sidon, laroxyl, tryptizol, melleril ve amfetamin gibi ilaçların yüksek dozda alınmalarına bağlı olarak gelişen, ağız kuruması, taşikardi, hipotansiyon, bulanık görme, midriazis, dalgınlık, stupor, ajitas­yon, huzursuzluk, hipe­raktif refleksler, konvülsiyon, taşikardi, aritmiler, kusma, oligüri, ataksi, ateş yükselmesi, şok ve korna ile karakter­ize tablo

antiepileptik (antiepilep­tic) epilepsi nöbetlerini önleyici etkisi olan drog

anti-enflamatuvar ilaçlar, non-steroid (non-steroidal anti-inflammatory drugs; NSAID) özofajit, gastrit, gastroenterit, midede erozyonlar ve peptik ülser, akut interstisiyel nefrit, analjezik nefropatisi, eozinofilik pnömoni, aseptik meninjit, gebe anne ve fetüste kanama gibi yan etkileri olan analjezik-antipiretik-yangı azaltıcı analjezik/antipiretik/anti-enflamatuvar ilaç grubu

anti-inflamatuvar (anti-inflammatory) anti-enflamatuvar; yangı dindirici; yangı engelleyici

 

antifriz zehirlenmesi (anti­freeze poisoning) eti­len glikol zehirlenmesi

antijen (antigen; ag) kendisine karşı özgün bir immün tepki oluşturarak hücresel ve/veya sıvısal bağışıklık sisteminde özgün bir immün tepki uyaran, kendisine karşı üretilmiş olan antikorlarla kompleksler (immun kompleksler) oluşturabilen, genellikle protein yapısında olan maddeler

antijen sunan hücreler (antigen presenting cell, APC) kemik iliği, monosit ya da doku makrofajları kökenli olup çoğunlukla timus medullası, lenf düğümleri ve dalak-lenf folikülleri, akciğerler, genital sistem, üriner kanal, sindirim kanalı ve deride çokça bulunan, yangı sürecine katılan, canlı etkenleri fagosite ederek onların antijenlerini bölgesel lenf düğümlerine taşıyan, B ve T-lenfositlerinin ortamdaki antijeni algılamasını kolaylaştırarak CD4+ hücrelerinin lenfotoksin üretimini tetikleyen, lenf ya da kan dolaşımıyla gelen C3b ya da IgG ile işaretlenmiş (opsonizasyon) immun kompleksleri yakalayan, ortamdaki antijeni algılanmasına ve B-lenfosit bellek hücrelerinin oluşmasına katkıda bulunan makrofajlar ve dendritik hücreler; monositler, doku makrofajları (mikroglia, Kupffer hücreleri, osteoklastlar), dendritik hücreler (lenf düğümlerindeki dendritik hücreler, derideki Langerhans hücreleri), B lenfositleri gibi antijen niteliğindeki molekülleri algılayan ve bunları immun sisteme tanıtan hücreler

antijen sunumu (antigen presentation) bir antijenin T-lenfosit tarafından algılanabilmesi için, fagositoz yapan hücrenin antijen içeren etkeni parçalaması, açığa çıkan antijen molekülleriyle MHC moleküllerinin birleşerek T-lenfositlerin algılayabileceği bir peptid-MHC kompleksi oluşturması ve bu kompleksin lenfosit yüzeyindeki reseptörlere (T-lenfosit reseptörleri) sunulması süreci

antijen, ekzojen (exogenous antigen) endojen antijenler; canlı etkenler (bakteri, virüs, mantar, parazit), kimyasal maddeler (bazı ilaçlar, organik ve inorganik bileşikler, bitki/hayvan zehirleri) ve allograftların (organ ya da doku transplantları/greftleri, kan transfüzyonları) içerdiği, organizmaya dışarıdan gelen antijenler

 

antijen, endojen (endogenous antigen) endojen antijen; doku grupları antijenleri (MHC; HLA), kan grupları antijenleri (ABO, Rh, Kell, Kidd, Lewis), tümör antijenleri gibi insan vücudunda bulunan antijenler

antikarsinojen (anticarcinogen) kanserleşmeyi önleyen

antikor (antibody) B-lenfositlerin dönüşümü ile oluşan plazma hücrelerince üretilen, infeksiyon etkenlerine bağlanarak onları hareketsiz hale getiren, antijenik yapılarla kimyasal reaksiyonlara girerek immun kompleks oluşturma, opsonizasyon, nötralizasyon, aglütinasyon, kompleman aktivasyonu gibi işlevleri olan, antijen epitoplarının niteliklerine uygun üretilmiş  immunoglobulinler

antikor, monoklonal (monoclonal antibody; mAb) bir antijen üzerindeki epitopa karşı üretilmiş o epitopa özgü antikor; tek epitopa tepki veren tek tür B-lenfositce üretilen antikor

antikor, poliklonal (polyclonal antibody; pAb) aynı antijen üzerindeki farklı epitoplara karşı üretilmiş farklı antikorlar; farklı epitoplara tepki veren farklı B-lenfositlerce üretilen farklı antikorlar

antikor, rekombinant (recombinant antibody) in vitro çoğaltılan antikor genlerinin ürünü olan özgün ve yüksek etkili antikor

antimuan (antimony; stibium; Sb) atom numarası 51 olan, doğada sülfür bileşikleri (stibnit) olarak bulunan, sanayide akü üretiminde, askeri malzeme yapımında, makine sektöründe, boya imalatında ve lastik üretiminde kullanılan element


antimuan zehirlenmesi (antimony poisoning) sa­nayiide katı kurşun, beyaz metal, matbaacılık, mermi çekirdeği, termoe­lektrik pil, metal kapla­ma işlerinde kullanılan antimuan buharı ve toz­larıyla dermatit, keratit, konjunktivit ve burun mukozası erozyonlarına neden olması, hidrojenle oluşturduğu bileşikle­rinin bulantı, kusma, başağrısı, hemoliz, hema­türi, karın ağrısı ve ölüme yol açması; meslek hastalığı olarak görülen akut zehirlenmelerde hemorajik nefrit (böbrek yetmezliği), karaciğer zararları, hemoliz, kronik zehirlenme deride püstüller, konjunktivit, larinjit gibi doku zararlarına neden olan element zehirlenmesi

antinükleer antikor (antinuclear antibody; ANA) otoimmun kökenli multisistem hastalıklarında sık görülen, çift sarmallı DNA’ya ve solubl nükleer antijen (Smith antijeni; Sm Ag) kompleksine karşı oluşan otoantikorlar

antioksidanlar (antioxydants) serbest radikallerin inaktivasyonunu hızlandıran koruyucu maddelerdir; C, E ve A vitaminleri, glutathione ve koenzimler antioksidan maddelerin önde gelenleridir. Serbest radikalleri bozan enzim sistemleri de önemlidir; hidrojen peroksidi bozan enzimler (catalase, glutathione peroxidase) ile süperoksid anyonlarını bozan sistem (superoxide dismutase) oldukça önemlidir (bkz serbest radikaller)

 

antisosyal davranış (anti­social behaviour) toplum kurallarına uymayan dav­ranış biçimi; psikopati

 

antisosyal kişilik (antiso­cial personality) sürekli antisosyal davranışlar gösteren, başkalarının özgürlüklerine karşı ha­reket eden, egosantrik, impulsif, acımasız, işi okul/görev bilinci olmayan, kriminal eğilimli kişilik yapısı; psikopat kişilik; sosyopat

antrakoz (anthracosis) kömür madeni çalışanlarında ve fosil yakıtlarının tüketildiği yörelerde yaşayanlarda kömür tozlarının neden olduğu en sık rastlanılan pnömokonyoz türü

antrakoz, asemptomatik (asymptomatic anthracosis) asemptomatik antrakoz;  klinik bulgu vermeyen, otopsilerde akciğerlerde karbon partiküllerinin neden olduğu değişik şekillerde lekeler belirlenen olgular

antrakoz, basit (simple anthracosis) basit antrakoz; kömür ve silisyum tozlarının birlikte solunduğu ortamlarda çalışanlarda görülen, akciğer fonksiyonlarını düşük düzeyde azaltan, hafif bir fibrozis ve emfizem alanları içeren antrakoz türü

antropometri (anthropom­etry) vücut biçimini, ağırlığını ve bölümlerini an­tropolojik ölçüm yöntemleriyle inceleyen bi­lim dalı