E

ECT (electroconvulsive therapy) bkz elektroşok

EEG (electroencephalo­gram) elektroensefa­logram; beyindeki sinir hücrele­rinde üretilen doğal elek­trik akımının kafatası yüzeylerinden elektrotlarla alınarak kağıda dökülmesi

efüzyon (effusion) effüzyon; bir gaz ya da sıvının bulunduğu ortamdan çevredeki bir boş alana kaçması; damarlardan vücut boşluklarına sıvı sızması

 

efüzyon, plevral (pleural effusion) plevral efüzyon; konjestif kalp yetmezliği, karaciğer sirozu ve nefrotik sendrom kökenli yaygın ödemler ile plevra yüzeyine yakın yangılarda ve akciğer tümörlerinde akciğer zarları arasına (plevra boşluğu)  soluk pembe renkli bir sıvının sızması

 

efüzyon, perikardiyal (pericardial effusion) perikard efüzyonu; perikarditlerde, üremide ve SLE’da, kalp ameliyatlarından sonra ve toraks radyoterapisinde görülebilen, kalp zarları arasına (perikard boşluğu) soluk pembe renkli bir sıvının sızması

 

efüzyon, peritoneal (peritoneal effusion; ascites) periton efüzyonu; assit; karaciğer sirozunda portal sistemdeki kan akışını engellenmesi (portal hipertansiyon), batın tümörlerinde, pankreatitlerde, nefrotik sendromda, v. hepatica obstrüksiyonunda (Budd-Chiari sendromu), kalp yetmezliğinde ductus thoracicus’un tümör hücreleriyle invazyonu ve tıkanmasında periton boşluğuna bazen litrelerce olabilen bir sıvının sızması

egosantrik, egosentrik (egocentric) kendisine yönelik; egois­tik; kendi gereksinmeleri­ni ve ilgilerini ön planda tutan; başkalarını önemsemeyen

ejakülasyon (ejaculation; ejaculatio) birden fışkırma; semen fışkırması

ejakülat (ejaculate) fışkırarak çıkan; ejakülas­yon sırasında çıkarılan semen; ejakulum; meni

 

EKG (electrocardiogram) elektrokardiogram; kalp kasının çalışmasını uya­ran doku elektriğinin vücut dış yüzeylerinden elektrotlar aracılığıyla alınarak kağıda dökülmesi

ekimotik (ecchymotic) ek­imoz niteliğinde

ekimoz (ecchymose; ec­chymosis) deri, mukoza, seröz zarlarda oluşan çapı 10 mm’den büyük olan kanamalar; deridekiler önceleri mor­-koyu mor, zamanla me­nekşe, koyu mavi, yeşilimsi, sarı ve saman sarısı gibi tonları giderek açılan renklerle seyreden ve 12-21 gün içerisinde kaybolan, travmanın yeri­ni/kastım/zamanını/kişinin canlıyken yapıldığını ve travma aracının niteliğini belirle­yen kana­ma lekesi

ekimoz maskesi (masque ecchymotique; echymot­ic mask) karın-göğüs sıkışmasına bağlı olan asfiktik ölümlerde, ölünün baş-boyun bölgesinde görülen koyu mor renkle karakterize siyanoz bıılgusu

eklampsi (eclampsia) gebeliğin 20. haftası ile doğumdan sonraki ilk hafta arasındaki dönem içerisinde görülen, hiper­tansiyon, ödem, pro­teinüri konvülsiyonlar ve koma ile karakterize toksemi tablosu

ekolali (echolalia) ha­stanın kendisine söylenen bir sözcüğü yankı yapıyormuş gibi aynen yinelemesi duru­mu; katatonik şizofrenle­rde görülen, başka bir kişinin söylediklerinin yankılama şeklinde yine­lenmesi; belirli sözcükleri peşpeşe söyleme eylemi; ekofrazi

ekomimi (echominıia) ha­stanın, yakınındaki bir kişinin yaptığı mimikleri aynen yinelemesi

 

eks (exitus) ölüm olgusu; yaşamdan çıkış

eksibisyonist (exhibition­ist) ekshibisyonizm gösteren kişi

ekshibisyonizm (exhibi­tionism) sıklıkla erkek­lerde görülen, cinsel or­ganlarını yabancılara gösterme arzusu ve eyle­mi ile karakterize, cinsel kökenli fantaziler içeren akli arıza

ekshumasyon (exhuma­tion) gömülmüş ölünün mezardan çıkarılması; feth-i kabir işlemi

 

eksik düşük (abortus in­completus) bir düşük sonrasında plasenta ve/veya parçalarının uterus içerisinde kalması ve sürekli kanama ile karak­terize tablo

eksitan (excitant) eksitas­yon yaratan; uyarıcı

eksitasyon (excitation) uyarma ya da uyarana aşırı karşı tepki gösterme olgusu

 

eksitasyon sendromu (ex­citation syndrome) en önemli özelliği hareketli­liğin artması olan, ayrıca aşırı konuşma, uykusuz­luk, sürekli yazı yazma, neşe ya da öfke, huzur­suzluk, saldırganlık gibi davranışlar ile karakter­ize, mani, şizofreni, olig­ofreni, psikopati, bazı beyin hastalıkları,bazı ze­hirlenmeler, infeksiyon hastalıklarının bir bölümü ve hipoglisemi sırasında oluşabilen psi­kopatolojik tablo

eksite (excited) heyecanlı, telaşlı, tahrik olmuş

ekspansif büyüme (expansion) çevresinde kapsül bulunan (genellikle iyi huylu) bir tümörün çevreindeki dokuları iterek genişlemesi/büyümesi

eksplozif konuşma (ezplo­sive speech) bazı beyin hastalıklarında görülen ani ve patlar biçimde ses çıkararak yapılan konuşma

ekstazi (ecstasy) trans ha­line girerek kendinden geçme durumu; kan serotonin düzeylerini yükselterek güçlü ve mutlu hissetiren, kolay iletişim ve etkileşim kurulması ile sevgi ve empati duygularını arttıran, bağımlılık yapan psikotropik madde

 

ekstramedüller plazmositoma (extramedullary plasmacytopma) ¾’ü baş-boyun bölgesi (nazofarinks, paranazal sinüsler, tonsillalar, dişeti, damak, dil) yumuşak dokularında oluşan plazma hücreli soliter tümörler

ekstrasellüler (extracellular) hücre dışı; hücre dışında

ekstrasellüler matriks (extracellular matrix; ECM) büyük moleküllü, hücreler arasında ve bazal membranların yapısında bulunan, hücrelerin göçüne ve bulundukları yere bağlanmalarına mekanik destek veren, hücrelerin dizilmelerine, özgünleşmelerine ve çoğalmalarına katkıları olan kollagen ve elastin gibi fibröz proteinler ile proteoglycan’lar ve hyaluronan gibi adezif glikoproteinlerden oluşan doku yapıştırıcı moleküller

ekstroversiyon (eztrover­sion) içinin dışına çıkması; içyüzün dışyüze çıkarılması; bir bireyin tüm ilgisinin dış dünyaya yönelmesi, dışa dönüklük

ekstrovert (extrovert) dışa dönük; dış dünya ile ilgili kişi

eksüda (exudate) damarlardaki geçirgenliğin artması sonucunda kan dolaşımından doku aralıklarına çıkmış olan protein içeren sıvılar (serum; plazma) ve/veya lökositler

eksüda, fibrinli (fibrinous exudate) fibrinli eksüda; plazma eksüdasyonuyla ortaya çıkan fibrin lifleri (seröz zarlar arasında yapışıklıklara neden olur, yaralı dokuları ve kırık kemik uçlarını birleştirir, bakterilerin yayılmasını engeller, fagositoza yardım eder)

eksüda, irinli (suppurative exudate) irinli eksüda; nötrofil polimorfların yangı bölgesine göçüyle ortaya çıkan irin

eksüda, seröz (serous exudate) seröz eksüda; kandaki serumun eksüdasyonuyla ortaya çıkan proteinden yoksul sarımsı renkli sıvısı

eksüdasyon (exudation) kan dolaşımındaki sıvıların (serum; plazma) ve/veya şekilli bileşenlerin (lökositler) damarlardaki geçirgenliğin artması sonucu doku aralıklarına çıkması (diapedezis) süreci

 

ekzaltasyon (ezalta­tion) genellikle büyüklük hayaliyle birlikte olan aşırı gururlanma hali, normalin üzerinde hare­ket ve konuşma, neşe ya da öfke, huzursuzluk, uyku azlığı gibi özellikleri içeren tablo

elastin (elastin) gerilmeye ve esneme dayanıklı doku yapıştırıcı protein

 

el-ayak-ağız hastalığı (hand-foot-mouth disease) çocuklarda sık görülen, coxsackie grubu virüslerin neden olduğu, ilk lezyonlar ağız mukozasında (damak, dil ve yanak) kısa sürede patlayan veziküllerle başladığı, el ve ayak derisindeki makülopapüler döküntülerin üzerlerinde yara kabuğu oluşan veziküllere dönüşmesiyle karakterize infeksiyon hastalığı

elektrik çarpması (electric­ity shock) alternatif elektrik akımının vücuda bir noktadan/bölgeden girip başka bir noktadan/ bölgeden çıkmasıyla ka­rakterize, solunum ve kalp durmasıyla ani ölüme neden olabilen ta­blo

elektrik şoku, elektrik yanığı elektrik şoku (electric shock) vücuttan elektrik akımının geçmesiyle or­taya çıkan, etkileri elek­trik akımının girdiği yer­deki doku direnci, elektrik akımının giriş bölgesi, elektrik akımının etki süresi gibi faktörlere bağlı olan, sinirlerde ağrılı gerilmeler ve aşırı kas kramplarıyla ortaya çıkan, solunun ve dolaşım felciyle ölüme neden olabilen tablo

 

elektrik yanığı (electricity burn) alternatif akımın vücuda girdiği ve çıktığı deri alanlarında oluşan, makroskopik incele­mede, giriş yerinde 1-4. derecelerde yanık ile ka­rakterize, ortası çökük, kenarları kalkık ve zımbayla delinmiş izleni­mi veren, mikroskopik incelemede ise hücrelerin sitoplazmasında elektrol­ize bağlı dejenerasyonlar ve nekrozlar, bül oluşumu ve epitel hücre­lerinde ışınsal dizilmele­rin görüldüğü güç iyileşen yara

 

elektroensefalogram (elec­troencephalogram; EEG) beyindeki sinir hücrele­rinde üretilen doğal elek­trik akımının, kafatası yüzeylerinden alınarak kağıda dökülmesi

 

elektrokardiogram (elec­trocardiogram; ECG) kalp kasının çalışmasını uya­ran doku elektriğinin, vücut dış yüzeylerinden alınarak kağıda dökülmesi; EKG

 

elle boğma (throttling) or­ijini cinayet olan, eylemi yapan kişinin ellerini kul­lanarak asfiksi ve inhi­bisyon oluşturan bir güç uyguladığı, ölünün yüz-boyun bölgesinde saldırganın parmak ekimozlarının ve tırnak iz­lerinin bulunduğu, zorlu ölüme yol açan eylem

embesil (imbecile; imbecil­lus) embesilite düzeyinde zeka geriliği bulu­nan

embesilite (imbecility) IQ ölçeği 20-50 arasında bulu­nan, yaşamının herhangi bir döneminde en fazla 8 yaşmdaki bir çocuğun ze­kasına sahip olabilen, olayları algılama ve sentez yapma yetenekle­rinde ileri derecede bo­zukluklar bulunan, impulsiyonlarıyla hare­ket eden, eğitildiğinde basit işleri yapabilecek düzeydeki zeka geriliği; idio ile debil arasında zeka düzeyi; orta dere­cede zeka geriliği

emboli (emboli) birden fazla embolus; emboluslar

embolizasyon (embolization) kanamaları durdurmak, damar malformasyonlarının bloke etmek ve tümörleri besleyen kann akımını keserek küçülmelerini, vb sağlamak  amacıyla, bölge damarlarını tıkayarak kan akımını engellemek

aeroembolizm (aeroembolizm) baş, boyun, kalp ya­ralanmaları/ameliyatları ile kriminal abortuslarda ve vurgun hastalığında havanın kan dolaşımına girmesi; hava embolizmi

embolizm (embolism) bir kütlenin kan akımıyla sürüklenerek damarları tıkaması olgusu

 

embolizm, akciğer (lung embolism) akciğer embolizmi; şişmanlık, uzun operasyon süresi, uzun süreli hareketsizlik, postoperatif infeksiyonlar, kanserler gibi nedenlerle tetiklenen, alt ekstremitelerdeki derin ven trombozundan kökenli embolusların kan akımıyla sürüklenerek akciğerlerde infarkta, büyük emboluslarda kardiyovasküler arreste bağlı ansızın ölüme yol açabilen tablo

 

embolizm, akciğer masif (massive lung embolism) masif akciğer embolizmi; ansızın beliren kollaps ve ölüm olgularında iliofemoral venadan gelen büyükçe bir embolusun ya da embolusların akciğerdeki ana damarları (a.pulmonalis) tıkayarak oluşturduğu şok tablosu

 

embolizm, amniyotik (amniotic embolism) amniotik embolizm; doğumda yırtılan venalardan giren amnion sıvısının kana karışması

 

embolizm, arteryel (arterial embolism) arteryel embolizm; sol kalpten ve büyük arterlerdeki trombuslardan kaynaklı, büyük dolaşıma girerek beyin, böbrek, dalak, bağırsaklar ve ekstremiteler infarktları trombusların yaptığı embolizm

 

embolizm, aterom çamuru (atheromatous embolism) aterom çamuru embolizmi; büyük arterlerdeki geniş aterom plaklarının ülserleşmesi sonrasında dolaşıma dökülen kolesterol kristallerinden zengin çamurun

kan dolaşımında sürüklenmesi

 

embolizm, eritrosit (red cell embolism) eritrosit embolizmi; orak hücreli anemilerde, bazı infeksiyonlarda ve travmalardan sonra eritrositlerin birbir­lerine yapışarak kitleler oluşturması

 

embolizm, gaz (gaseous embolism) gaz embolizm; kan dolaşımında giren gaz küreciklerinin kan akımıyla sürüklenmesi

 

embolizm, hava (air embolism) hava embolizmi; damar yolu açılması, baş-boyun cerrahisi ya da travmalarında vena jugularis interna açılması, doğumlarda ve düşüklerde uterus venalarının açılması, pozitif basınçla uygulanan transfüzyonlar, hemodiyaliz, pnömotoraks gibi nedenlere damarlara dışarıdan hava girmesi

 

embolizm, kemik iliği (bone-marrow embolism) kemik iliği embolizmi; kardiyo-pulmoner resüssitasyon uygulamalarındaki kosta kırıklarında ve orak hücreli anemilerde kemik iliği parçacıklarının kan dolaşımına girerek sürüklenmesi

 

embolizm, paradoks (paradoxical embolism) paradoks embolizm; foramen ovale ve ductus arteriosus açık kaldığında ya da interventriküler septal defekti olan hastalarda venöz embolizmin arteryel embolizme ya da arteryel embolizmin venöz embolizm haline dönüşmesi

embolizm, parazit (parasitic embolism) parazit embolizmi; Schistosoma hematobium gibi parazitlerin ya da yumurtalarının kan dolaşımına girerek sürüklenmesi sonucunda karaciğer ve akciğerde fibrozisle sonlanan tablo

 

embolizm, retrograd (retrograde embolism) retrograd embolizm; öksürme, ıkınma ve derin inspirasyonlar gibi nedenlerle venalardaki ani basınç değişikliklerinde kan akımının ters yönünde olan embolizm

embolizm, tümör (tumor embolism) tümör embolizmi; bir kanser hücresi veya hücre kitlesinin kan damarı içinde sürüklenerek yayılması (metastaz); tümör embolusunda canlı kalabilen bir kanser hücresi endotel hücresine yapışır, kanın kolay pıhtılaşabildiği durumlarda (ameliyat, doğum gibi) kanser hücresinin üzerine yığışan fibrin ve trombosit kılıfı (trombus) tümör hücrelerini T-lenfositlerinden saklar; heparin, dicumarol, vb antikoagülanlar verilerek kanın pıhtılaşması ve trombus oluş­ması engellendiğinde metastazlar azalır

 

embolizm, venöz (venous embolism) venöz embolizm; pıhtı atma; büyük bölümünün kaynağı bacak ve pelvis venalarındaki derin ven trombozundan kökenli trombusların neden olduğu embolizm

embolizm, yağ (fat embolism) yağ embolizmi; genel beden travmaları, yağ dokusu almaya yönelik estetik operasyonlar (liposuction), kemik dokusu yangıları, geniş yanıklar, doğum, karaciğer yağlanması, dekompresyon hastalığı gibi nedenlerle yağlı maddelerin kan akımına girerek çeşitli organlardaki arteriol ve kapillerleri tıkaması

 

embolus (embolus) kan akımıyla sürüklenen sıvı, gaz ya da katı madde

 

embolus, aseptik (aseptic embolus) aseptik embolus; mikroorganizma içermeyen (steril) embolus

 

embolus, gaz (gaseous embolus) hava ve azot gazı gibi gaz halindeki kürecikler

 

embolus, septik (septic embolus) septik embolus; bakteriyel endokarditlerde kalp kapaklarındaki infekte trombuslardan koparak arteryel kan akımına karışan embolus

 

embolus, sıvı (liquid embolus) yağ globülleri gibi sıvı damlacıkları

 

embolus, solid (solid embolus) trombus, tümör kitlecikleri, aterom çamuru, doku parçaları gibi katı cisimler ya da partiküller

emfizem (emphysema) amfizem; tütün dumanı, konjenital antitripsin eksikliği, eski tüberküloz sikatrisi, yaşlanma, eroin bağımlılığı, kronik kadmiyum zehirlenmesi, Marfan sendromu, vd nedenlerle ortaya çıkan akciğerin elastik yapısını yitirmesi ve terminal bronşiyollerin distalindeki hava boşluklarının ile alveol çeperlerinin aşırı genişlemesiyle karakterize, sekonder infeksiyon, pnömotoraks, cor pulmonale gibi komplikasyonları olabilen kronik obstrüktif akciğer hastalığı

emigrasyon belirtisi (emi­gration sign) paranoya hastalarının, perseküte oldukları kişi(ler)den uzaklaşmak için semt­-şehir-ülke değiştirme şeklindeki davranışları

emosyon (emotion) eksi­tasyon, huzursuzluk, mutluluk, üzüntü, aşk, nefret, korku ve açlık gibi güçlü duygusal bir dur­um

empiyem (empyema) ampiyem; büyüyen abse çeperinin yırtılarak plevra, periton, perikard, beyin ventrikülü, paranazal sinüs, vb doğal bir boşluğa açılması olgusu

empty sella sendromu (empty sella syndrome) hipofiz diyaframındaki defektten giren araknoid zarların ve serebrospinal sıvı basıncına bağlı atrofi (primer tip) ya da hipofiz cerrahisi, komşu tümör basısı, infarkt, cerrahi, irradyasyon gibi nedenlere bağlı (sekonder tip) nedenlerle, hipofiz bezinde saptanan aşırı atrofi bulgusu

endokard hücresi (endocardial cell) kalbin içyüzünü döşeyen, birbirleriyle uç uca bağlantıları olan tek sıralı özgün hücre

endokardit, akut infektif (acute infective endocarditis) akut infektif endokardit; akut bakteriyel endokardit; ağıziçi travmatik girişimlerin büyük bir bölümünde oluşan bakteriyemide dolaşıma giren canlı etkenlerin (staphylococcus aureus, staphylococcus epidermidis, streptococcus pyogenes, vd), romatizmal kalp hastalığı, konjenital kalp hastalıkları, mitral kapak prolapsusu ve dejeneratif kalp hastalıklarındaki deforme kalp kapaklarına yerleşerek bakteri içeren ve kolay parçalanan trombusların oluşumu ile bunlardan kopan septik embolusların sistemik dolaşıma girmesi ve septik tromboembolizme ile metastatik infeksiyonlara neden olması

endokardit, kapak protezi (prosthetic valve endocarditis) kapak protezi endokarditi; kalp kapak protezlerinde ve damariçi kateter uygulaması sonrasında görülebilen,  subakut infektif endokarditi anımsatan, staphylococcus epidermidis, enterokoklar, streptokoklar ya da candida gibi etkenlerle oluşan endokardit

endokardit, Libman-Sacks (Libman–Sacks endocarditis) Libman-Sacks endokarditi; non-infektif endokardit; verrüköz endokardit; kalp kapaklarında ve chordae tendina’larda oluşan, immun kompleksler ve yangı hücrelerinden oluşan, bakteri içermeyen verrülerin saptandığı SLE hastalığına özgü kalp etkilenmesi

endokardit, madde bağımlılığı (drug-abuse endocarditis) iv madde (eroin) bağımlılarında görülen, triküspid kapağı ve aort kapağını tutan, staphylococcus ureus, streptokoklar, mantarlar ve gram (-) çomakların neden olduğu endokardit

endokardit, nonbakteriyel trombotik (nonbacteriyel thrombotic endocarditis) nonbakteriyel trombotik endokardit; kanın pıhtılaşma eğiliminin arttığı kanser müsinöz adenokarsinomlarda, sepsiste ve lösemide görülebilen,  venöz tromboz ve akciğer embolizmiyle birlikte seyreden, normal kalp kapaklarında aseptik trombuların oluştuğu endokardit

endokardit, subakut infektif (subacute infective endocarditis) subakut infektif endokardit; subakut bakteriyel endokardit; staphylococcus epidermidis ve streptococcus viridans bakterilerinin deforme kalp kapaklarında (çoğunlukla romatizmal kalp hastalığının sekeli) oluşturduğu infeksiyon hastalığı

endotel hücresi (endothelial cell) damarların içyüzünü döşeyen, birbirleriyle uç uca bağlantıları olan tek sıralı özgün hücre

endotoksin (endotoxin) büyük miktarları hemo­rajik şok ve güçlü diyare yapan, az miktarlarda ateş, vücut direncinde azalma, kan tablosunda bozukluklar oluşturan, gram negatif bakterilerin dış membranlarından kökenli, ısıya dayanıklı toksin

enkoheran (incoherent) amaçlanan sonuca ulaşmayan; amaçsız

enkoheran konuşma (inco­herent speech) birbiriyle ilgisiz sözcüklerin peşpeşe dizilmesiyle oluşan ve bir anlam ifade etmeyen, şizofrenlerde sık görülen konuşma türü; dekuzi konuşma

 

ensefalomalasi (encepha­lomalacia) santral sinir sisteminde, embolizm, tromboz, arterit ve ateroskleroza bağlı olarak gelişen, yerel kansızlığa bağlı yumuşama ve erime

ensefalomeningosel (encephalomeningocele; meningoencephalocele)  

meningoensefalosel; içerisinde beyin kılıflarının yanı sıra beyin dokusu da içeren ensefalosel

ensefalosel (encephalocele; cranial meningocele; cranium bifidum) fetüste kafatası kemiklerinin birleşemediği ve aralarında geniş boşluğun/boşlukların oluştuğu, bu açıklıklardan derialtına dek ulaşan, içerisinde beyin-omurilik sıvısı bulunan beyin kılıflarının bulunduğu, genellikle oksipital, alın, burun bölgelerinde ve orta çizgi üzerinde saptanan kistik  kitle

ensest (incest) bkz insest

entlaz (enthlasis) kafa­tasının, kemik parçalarının birbirinden ayrılmadığı çökme kırığı

 

entoksikasyon (intoxica­tion) bkz intoksikasyon

entomoloji (entomology) böcekleri ve evrimlerini inceleyen bilim dalı

enükleasyon (enucleation) doku derinliklerindeki kistik ya da solid oluşumların kapsülü ile birlikte çıkarılması; göz küresinin orbitadan çıkarılması

enürezis nokturna (enure­sis nocturna; nocturnal enuresis) gece işemesi; geceleri uykuda meydana gelen yatak ıslatma

eozinofil adenom (eosinophil adenoma) hipofizin ön lobunda oluşan,aşırı  büyüme hormonu üretimiyle gigantizm ve akromegali, prolaktin üretimiyle kısırlık ve obezite nedeni olan adenom

eozinofil granülom (eosinophilic granuloma) histiositozis X kompleksinin yalnızca kemik lezyonları içeren ve prognozu en iyi olan bileşeni

eozinofil katyonik proteini (eosinophil cationic protein; ECP) eozinofillerin sitoplazma granüllerinde bulunan, çok çeşitli patojenle savaşımda sitotoksik etkisi olan, bronşlardaki mast hücrelerinden histamin deşarjına ve bronş epiteli üzerinde olumsuz etkilere neden olan katyonik bir protein

eozinofil polimorf (eosinophilic leukocyte; eosinophil) eozinofil; sitoplazmalarında eozinle kırmızıya boyanan katyonik protein (kristaloid) içeren, dolaşım kanındaki lökositlerin %1-2’sini oluşturan, parazit hastalıklarında ve tip I aşırıduyarlık reaksiyonlarında (bronşiyal astma, alerji) sayısı artan, alerji olgularında ve parazit savaşımında mast hücreleriyle birlikte çalışan, yavaş hareket eden, kandaki yaşam süreleri nötrofil polimorflara kıyasla daha uzun olan, dokularda 7 gün canlı kalabilen fagositler

eozinofil polimorf sitoplazma granülleri (cytoplasmic crystalloid granules) eozinofil polimorfların sitoplazmalarında bulunan, bir bölümü parazit hastalıklarında ve alerjide hücre dışına salgılanan, EAR (eosinophil-associated RNase), ECP (eosinophil cationic protein), EPO (eosinophil peroxidase), MBP (major basic protein) bir bölümü katyonik nitelikli proteinler

eozinofili (eosinophilia) eozinofil polimorf sayısında neoplastik olmayan artış

eozinofillerin bakterisid proteinleri (eosinophilic bactericidial proteins) eozinofillerin sitoplazma granüllerinde bulunan, parazitlere etkili major basic protein (MBP) ve eozinofilik katyonik protein

epidermal büyüme faktörü (epidermal growth factor; EGF) keratinositler, fibroblastlar ve bazı kanserlerin hücreleri için mitojen etkili, keratinositlerin migrasyonununu hızlandıran, granülasyon dokusundaki damarlanmayı uyarıcı, apoptozisi baskılayabilen, vücut sıvılarında da bulunabilen büyüme faktörü

epidermolysis bullosa acquisita (epidermolysis bullosa acquisita) ender görülen, ağız mukozasının etkilendiği olgularda yerlerinde sikatris bırakabilen hemorajik erozyonların saptandığı otoimmun hastalık

epidural hematom (epidu­ral hematoma) sıklıkla frontal/temporal/parietal bölgede, dura mater ile kemik arasında yayılma gösteren, travma sonra­sında bir arterin yırtılması sonucunda oluşan, beyne bası yapa­rak ölüme neden olabilen kanama

 

epifiz çizgisi (epiphyseal line) boy uzaması olgu­sunun sürdüğü yaşlarda, epifiz ile diafiz arasında, henüz tam kireçlenmemiş ve röntgenlerde ışınları geçiren beyaz bir çizgi olarak görülen büyüme kıkırdağı izi

 

epikriz (epicrisis) bir has­talığın sonlanmasını izle­yen dönemde, bu has­talıkla ilgili olarak

yapılan tartışma ve/veya bulguların analizi

epilepsi (epilepsia; epilep­sy) sara hastalığı; beynin elektriksel fonksiyon­larındaki geçici bozuk­luğa bağlı olarak beliren, ataklar halinde gelen bi­linç kaybı, anormal hare­ketler, duyu kusurları gibi bulgularla seyreden hastalık

epileptiform konvülsiyon (epileptiform convultion) bilinç kaybı ile birlikte görülen konvülsiyon

epileptik ağlaması (epilep­tic cry) epileptik bir atak sırasında görülen yüksek sesle haykırarak ağlama

epileptik demans (epilep­tic dementia) epileptik hastaların bir bölümünde görülen, mental ve entel­lektüel yapıda ilerleyici yıkımla seyreden bunama

 

epileptik karakter (charac­ter epileptique; epilepto­ic personality) inatçılık, kavgacılık, çocukça dav­ranışlar, şüphecilik, hey­ecanların frenlenememesi gibi eretizm, fanatik dini düşünceler ve dinsel hezeyanlara ulaşan mis­tisizm, önlenemeyen cinsel duygular içeren ero­tizm komponentlerinden oluşan, bu özellikleriyle kolayca suç işleme ve adam öldürme eğilimi bulunan, epileptik hasta­ların az bir bölümünde izlenebilen tablo

 

epistaksis (epistaxis) burun kanaması

epulis fissuratum (epulis fissuratum; inflammatory fibrous hyperplasia) yangısal fibröz hiperplazi; kenarları kötü bitirilmiş total ya da parsiyel protezlerin neden olduğu kronik iritasyonlara bağlı, çenelerin ön bölümlerinde ve vestibüler olukta ortaya çıkan, normal mukoza renginde, protez kenarı ile dudak/yanak arasında sıkışan, yassı ve geniş tabanlı, plak ya da yelken biçimindeki fibröz hiperplazi

erbB (Her2/neu) kanser hücrelerini proliferasyona yönlendiren ve çoğalmasını kamçılayan protein

Erdheim cisimleri (Erdheim bodies) embriyonal yaşamda ağız boşluğu ile adenohipofizi birbirlerine bağlayan kanalın (ductus craniopharyngealis) artıkları

Erdheim-Chester hastalığı (Erdheim-Chester disease) Langerhans hücreli histiositozisini anımsatan, uzun kemiklerde bilateral-simetrik sklerozla ortaya çıkan, çenelerde osteolitik ve osteosklerotik bilateral destrüktif lezyonlar oluşturan, yüzen dişler ve diş kayıpları görülen tablo

eretistik (erethistic) ere­tizmle ilgili; eretizm nite­liğinde; eretizm nitelikle­ri taşıyan

 

eretizm (erethism; eretis­me) tepkisel davranış, inatçılık, kavgacılık, çocukça davranışlar, şüphecilik, heyecanların frenlenememesi gibi dav­ranış türleriyle karakter­ize durum; aşırı iritabilite ve eksitabilite; uyaranlara aşırı duyarlılık

eretizm sendromu (ereth­1am syndrome) inorga­nik kurşun zehirlenme­sinde görülen emosyonel bozukluklar, irritabilite, utangaçlık, halsizlik, de­presyon ve uykusuzlukla karakterize tablo

ergot zehirlenmesi (ergot poisoning) susama, diyare, kusma, ayaklarda yanma hissi ve ayak gangreni, konvülsiyon, hipo­tansiyon, gebelerde düşük, katarakt ve koma ile seyreden zehirlenme tablosu

eritrofobi (erythrophobia) kırmızı renkten aşırı korkmak; kan korkusu

eritrolökoplaki (erythroleukoplakia) lökoplaki bulgularının da saptandığı eritroplaki olgusu

eritroplakia (erythroplasia) ağız mukozasında yumuşak damak, ağız tabanı, dil kenarları ve yanak mukozası oluşan, parlak kırmızı kadife görünümünde, mukozadaki atrofi nedeniyle sığ bir çöküntü izlenimi veren,  yüzeyi yer ye düzensiz ve sarı-beyaz granüllü olabilen, yüksek kanserleşme riski bulunan, erozyonlu olgularda carcinoma in situ (CIS) bulguları ve mikroinvazyon alanlarının saptanabildiği prekanseröz lezyon

 

eritropoietin (Erythropoietin; EPO) böbreklerde üretilen, kemik iliğindeki eritrosit üretimini kamçılayan bir glikoprotein

eritropoiezis (erythropoiesis) eritrositlerin üretimi döngüsü

 

erken puberte (puberta praecox; precocious pu­berty) buluğ çağının kızlarda 8, erkeklerde 10 yaşından önce görülmesiyle karakterize tablo

eroin bağımlılığı (heroino­mania) diasetil morfin türünde bir opium alka­loidi olan eroinin ruhsal ve fiziksel bağımlılığı şeklinde görülen, dozun giderek arttırıldığı, ara verildiğinde yoksunluk sendromu ile, aşırı dozda alındığında ölümle son­lanabilen alışkanlık türü

 

erotik (erotic) cinsel iste­kle ilgili; cinsel isteği uy­aran

erotize (erotize) cinsel düşüncelerle yüklenmiş; libidosu uyarılmış

erotizm (erotism; erotis­me) bir bireyin içgüdülerinin ya da dürtülerin etkisiyle cin­sel yöne güdümlenmesi olgusu; cinsel dürtülerin hiçbir şekilde engellene­mediği, ölçü ve sınır tanımayan şehvet duy­gularının izlendiği durum

erotofobi (erotophobia) aşk, seksüel duygular ve cinsel aktiviteden aşırı korkmak

erotomani (erotomania) seksüel aktivitelere ve fantazilere aşırı düşkünlük

erozyon (erosion) deri ya da mukozada yalnızca epitelin ya da epitelle birlikte submukozanın yüzeye yakın bir bölümünün nekrozu nedeniyle ortaya çıkan, deri yüzeyinde oluşan ince krut (crusta; yara kabuğu), mukozalarda ince bir fibrin örtüsü altından rejenere olan epitel hücrelerinin proliferasyonu ile kısa sürede iyileşen yara türü

erüpsiyon kisti (eruption cyst) bir dentigeröz kistinin sürmekte olan dişle birlikte ağız boşluğuna ulaşması; kuronu çevresinde oluştuğu dişle birlikte süren dentigeröz kist

 

erythema multiforme (erythema multiforme) sülfonamid, sülfonilüre, barbitüratlar, allopurinol, karmabazepin, östrojen, tetrasiklin, rifampisin, verapamil, fenitoin, iyodlu ağız çalkalama sıvıları, klindamisin, vb ilaçlar ile herpesvirüs, mycoplasma, M.tuberculosis gibi canlı etkenlerin neden olduğu, kanser, aşı uygulamaları, radyoterapi ve otoimmun hastalıklar sürecinde görülebilen, bir bölümünün nedeni anlaşılamayan, deride ve mukozalarda ağrılı olabilen sistemik döküntüler ve lenfadenopatilerle karakterize klinik tablo

erythroblastosis fetalis (erythroblastosis fetalis) bebekte, anne-bebek Rh uyuşmazlığı sonucunda eritrositlerde saptanan, çok hafif bir hemoliz tablosundan öldürücü anemiye dek farklı aşamalara özgü bulgular içeren, ileri derecede hemoliz buna bağlı olarak gelişen sarılık ve kernik­terus tablosu ile seyred­en, çocuğun kanı değiştirilmez ise ölümle sonlanabilen tablo; eryth­roblastosis neonatorum

eskar (ascar) nedbe

esmer atrofi (brown atrophy) ileri yaşlardaki atrofilerde (çoğu kez myokardda) hücre sitoplazmalarında beliren sarı-kahverengi lipofuscin granülleri nedeniyle küçülen organlardaki kahverengi görünüm

esmer tümör (brown tumor) hiperparatiroidizmde kemiklerde saptanan dev hücreli osteolitik lezyon

esrar (cannabis; marihuan­na) aşhiş; marijuana (marihuana); cannabis sativa ve cannabis indica olarak bilinen, etkileri açısından farklılık göstermeyen, sigara gibi kağıda sarılarak tüketilen, akciğerlerde KOAH ve kanser nedeni olabilen, erkeklerde kısırlık gibi sonuçlar doğurabilen psikotrop madde; kenevir bitkisinin ku­rutulduktan sonra elen­mesiyle elde edilen, ısıtılarak plaka ya da çubuk haline getirilen, içeriğindeki tetrahidro­kannabinol maddesiyle etki yapan, kullanan ya da hazırlayan kişinin tırnak aralarında, ağız-­burun yıkama sıvısında ve idrarında bulunan, fi­ziksel bağımlılık yapmay­an uyuşturucu madde

 

esrar bağımlılığı (hachicho­mania) cannabis grubu bitkilerin olgunlaşmış, çiçekli dal ve yaprak­larından hazırlanan es­rarın sigara içerisinde içilmesiyle karakterize, genellikle sosyal düzeyi düşük kişilerde ve psiko­patlarda görülen, fiziksel iptila ve yoksunluk sendromu yapmayan alışkanlık türü

etik (ethics) doğru dav­ranış ve yönetim biçimini belirleyen prensipler ve kurallar

 

etil alkol (ethyl alcohol; ethanol) akut alkol zehirlenmesi ölüme yol açabilir; karaciğerde fokal nekrozlar (akut alkolizm hepatiti) ve ikter, kalpte alkolik myokardit, hemolitik anemi bulguları (Zieve sendromu), davranış ve hareket bozukluklarına (parti sendromu; sarhoşluk) neden olan kimyasal madde

etil alkol zehirlenmesi (ethanol poisoning) akut zehirlenmede karaciğerde fokal nekrozlar, akut al­kolik hepatit, alkolik myokardit bulguları, kro­nik zehirlenmede karaciğer sirozu ve karsino­mu, pankreatit, alkolizm sendromlarına özgü bul­gulan içeren tablo

etilen glikol (ethylen glycol) otolarda antifriz olarak kullanılan, şekerli tadıyla çocuk zehirlenmelerine neden olan, kanda oksalik aside indirgenerek kalsiyumu bağlayan (hipokalsemi ve tetani),  akciğer, kalp, böbrekler ve beyinde kalsiyum oksalat kristallerinin oluşması ve ağır zehirlenmeler metabolik asidozla ölüme neden olan kimyasal madde

etilen glikol zehirlenmesi (ethylen glycol poison­ing) antifriz olarak kul­lanılan maddenin içilmesiyle oluşan, aşırı kalsiyum bağlaması so­nucu hipokalsemi, tetani ve akciğer, kalp, böbrek, beyin gibi organlarda kal­siyum oksalat tuzlarının çökmesi, bulantı, kusma, ayaklarda spazm, bel ağrısı, böbrek yetmezliği, solunum zorluğu, konvülsiyon ve koma içeren tablo

etyoloji (etiology) vücuttaki yangı, tümör, anomali, vb herhangi bir patolojine neden olan faktör

evliliğin feshi (nullity of marriage) TMK’ya göre, evlilik akti sırasında hu­kuki ehliyeti bulunmay­anlar ile evlilik için kadın ve erkekte bulunmaması gereken önemli bir cinsel eksiklik (kısırlık, ikti­darsızlık, cinsel organlar­daki bozukluklar, vb) nedeniyle açılan davalar­da -bilirkişi raporlarının da durumu onaylaması halinde- söz konusu olan evlenme akdi ilgili mah­kemece feshedilir

evreleme (cancer staging; TNM) patoloji uzmanının raporundaki tümör büyüklüğü, invazyon ve lenf düğümü metastazları verileriyle onkoloji uzmanının topladığı bilgileri (örneğin organ metastazlarını gösteren PET bulguları) birlikte değerlendirilerek uygulanan, tümörün belirlendiği andaki durumunu gösteren sistem

Ewing sarkomu (Ewing’s sarcoma) gençlerde, uzun kemiklerde ve pelviste oluşan, çenelerde seyrek görülen, radyolojik incelemede, litik ve sklerotik alanlar içeren sınırları seçilemeyen kemik destrüksiyonu saptanan, erken dönemde osteomyeliti taklit eden, prognozu kötü kemik kanseri

ezici alet yarası (compres­sion wound) ağırlıklarıyla iş gören araçların (sopa, taş, demir, tekme, yum­ruk,vb) neden olduğu, dudakları düzensiz, çevresinde ekimoz ve sıyrıkların bulunduğu, dudaklar arasında kop­mamış damar-sinir köprülerinin görüldüğü yara türü

 

ezilme kırığı (compression fracture) kompres­yon kırığı