Ko-Kz

koagülasyon sistemi (coagulation system) pıhtılaşma sistemi; kanın pıhtılaşmasının yanı sıra doku zedelenmesine gösterilen tepkiye bazı ürünleriyle katılan, kemotaksise katkısı olabilen, damar geçirgenliğini arttırabilen, trombosit kökenli proteinlerle gram pozitif bakterileri parçalayabilen sistem

kognisyon (cognition) algılama, düşünce ve idrak gibi zihinsel işlevler topluluğu

 

koitofobi (coitophobia) cinsel birleşmeden aşırı korkmak

koitus; koit (coitus) kadın ve erkek cinsel organlarının tam birleşmesi haliyle (per vaginam) gerçekleşen cinsel ilişki; kopulasyon

kokain (cocaine) Orta ve Güney Amerika'da yetişen Erythoxylon coca ağacının yapraklarından elde edilen, mukozalarda lok­al anestezik etkisi olan, uyarıcı etkisi nedeniyle illegal kullanımı giderek yaygınlaşan, tozlarının buruna çekilerek alındığı, abstinans sen­dromu yapmayabilen,crack kullananlarda kornea ülserlerine,  burundan toz çekenlerde  mine erozyonları, nekrozlara bağlı damak ülserleri ve perforasyonu, hipertansiyon, kardiyomyopatiler ve kalp durmasına bağlı ansızın ölümler ile abortuslara neden olabilen alkaloid

kokain bağımlılığı (cocai­nomania) kokain tozu­nun yaptığı, önceleri hip­eraktivite, öfori, logore, libido ve cinsel güç artışı; etkisinin azalmasıyla birlikte yukarıdakilerin tam tersine bir tablonun belir­diği, uzun süre alımında perseküsyonlar, kıskançlık hezeyanları, ajitasyon, konfüzyon, pa­nik, halüsinasyonlar, ah­lak ve moral yıkımı, myokard etkileriyle ani ölümlere yol açabilen madde alışkanlığı

kokain zehirlenmesi (co­caine poisoning) önce uyarılma sonraları de­presyon, bulantı, kusma, kontrol kaybı, anksiete, halüsinasyonlar, ter­leme, solunum yavaşlaması, siyanoz, konvülsiyonlar ve kalp yetmezliği bulgularının izlendiği tablo

kokarsinojen (cocarcinogen) doğrudan doğruya kanser yapamadıkları halde kanserin oluşmasına yardım eden etkiler 

 

kolesterolozis (cholesterolosis) safra kesesinin lamina propria’sında kolesterol fagosite etmiş makrofaj kümelerinin varlığı

 

kolelityaz (cholelithiasis) kolelityazis; safra kesesinin taş hastalığı

kollagen (collagen) kollajen; 27 farklı türü olan, gerilmeye dayanıklı doku yapıştırıcı protein

kollaps (collapse) dolaşım yetmezliğine bağlı ani bit­kinlik ve depresyon hali; herhangi bir organın akut olarak gelişen aşırı büzüşmesi

koloboma (coloboma) gözlerin iris, kornea, göz kapağı gibi bileşenlerinde görülen malformasyonlar ve defektler

koloni stimülan faktör (colony-stimulating factors; CSF) polimorflar ve makrofajlar gibi fagositoz yapan hücrelerin oluşmasında ve işlevlerinde önemli etkileri olan, bağışıklık sisteminin anti-kanser gücünü arttırabilen glikoproteinler

kolostrum (colostrum) ağız sütü; IgG’yi ve annenin antikorlarını içeren, bebeğin doğumdan sonraki ilk emzirme sütü

kolposkopi (colposcopy) vulva, vajina ve serviksin özel araçla (kolposkop) incelenmesi

koma (coma) uyaranlara tam yanıtsızlık durumuy­la karakterize bilinç kaybı

 

kommosyo (commosio) bir organda, birden sarsılmaya bağlı olarak meydana gelen işlev durması/yavaşlaması; sarsıntı

kommosyo serebri (commotio cerebri) beyin sarsıntısı

kompanzasyon (compen­sation) bir defektin, yapının ya da işlev bozuk­luğunun giderilmesi için verilen tepki/yapılan faz­la iş; psikiyatride, kişilerin gerçek ya da subjektif eksiklikleri nedeniyle oluşan aşağılık duygularını gidermek için, örneğin homo­seksüel eğilimi olan kişilerin aşırı cinsel akti­vite sergilemeleri gibi bi­linçsiz olarak yaptıkları davranışlar

kompartman sendromu (compartment syndrome) fasyalarla bölmelere ayrılmış kas gruplarının birinde ya da birkaçında oluşan ödem ya da kanama gibi nedenlere bağlı dolaşım bozukluğu sonucu oluşan tablo

kompartman sendromu, akut (acute compartment syndrome) sıkı bandaj, kemik kırıkları, yıkıntı altında kalmak (crush sendromu), travma nedeniyle bir kas odasında oluşan hacım artışı (ödem, kanama, yangı, vb) gibi nedenlerle çevre damarlara basınçla sıkıştırarak kan dolaşımını bozan nedenlere bağlı ağrılı bir iskemik tablo

 

kompartman sendromu, kronik (chronic compartment syndrome) maraton, uzun mesafeli yüzme ve bisiklet gibi gibi yoğun fiziksel egzersizlerdeki güçlü hiperemi nedeniyle oluşan ödeme dolaşım bozukluğu bulguları

kompleman aktivasyonu düzenleyicileri (regulators of complement activation; RCA) kompleman sisteminin aktivasyonunu denetleyen, kendi hücrelerine ve dokularına zarar vermesini önleyen bir dizi protein

kompleman kontrol proteinleri (complement control proteins; CCP) kompleman sisteminin aktivasyonunu denetleyen, kendi hücrelerine ve dokularına zarar vermesini önleyen bir dizi protein

kompleman sistemi (complement system) karaciğerde üretilen, canlı etkenlere karşı kurulmuş savunma örgütlenmesini yönlendiren, vasküler permeabilite artışı (vazoaktif etki), kemotaksis, opsonizasyon ve canlı etkenlerin parçalanmasını amaçlayan, hücre membranlarını yıkıcı etkisi olan 40’ı aşkın güçlü proteinden oluşan, 1’den 9’a kadar numaralandırılan komponentleri olan sistem

kompleman sistemi aktivasyonu (complement system activation) canlı etkenlere ve ürünlerine karşı kurulmuş savunma örgütlenmesinin klasik ve alternatif olarak nitelenen iki yolla gerçekleşen, vasküler permiabiletenin artışına, fagositotik hücrelerin güçlenmesine ve bakterinin opsonizasyonuna ve lizisine yol açabilen kompleman sisteminin klasik ve alternatif olarak nitelenen iki yolla aktivasyonu

 

kompleman sistemi aktivasyonu, alternatif yol (complement system activation, alternate pathway) kompleman sisteminin bakteri kökenli endotoksinler, polisakkaridler, virüsler, mantarların çeperindeki zymosan, tümör hücreleri, kobra zehiri, yabancı cisimler etkisiyle aktivasyonu

kompleman sistemi aktivasyonu, klasik yol (complement system activation, classical pathway) kompleman sisteminin IgG ve IgM yapısındaki antikorlar, immun kompleksler (antijen-antikor kompleksleri), canlı etkenler (bakteriler, virüsler), proteaze grubu enzimler, sodyum ürat kristalleri, polianyonlar (polynucleotid’ler) gibi uyaranlarla ya da mannoz-lectin bağlanması ile aktifleşmesi

komprehansiyon (compre­hension) anlama ve kav­rama

kompulsif; kompülsif (compulsive) mükemmeliyetçi, katı, kararsız, inatçı kişilik yapısı; kompulsiyonla birlikte olan

kompulsif kişilik; kompülsif kişilik (com­pulsive personality) işlerini tam-doğru-zamanında ve mükemmel yapma arzusu ve dürtüsü, kendilerine bile acımasız, kuralcı, katı, değişikliklere ta­hammülsüz, insancıl sıcaklık ve samimiyetten mahrum, ilk bakışta mükemmel iş adamı-memur ve iyi bir aile bi­reyi gibi göründükleri halde bu eylemlerini yaşayarak değil kendi ku­rallarının dışına çıkmamak için yaptıkları bilinen kişilik yapısı

 

kompulsiyon; kompülsiyon (compul­sion) gereksiz ve uygun olmayan bir davranışın yapılması için sürekli ve dayanılmaz bir isteğin varlığı; el yıkama, bir şeye sık sık dokunma, sayı sayma, bir şeyleri sık sık kontrol etme gibi ne­densiz ve amaçsız olarak yinelenen hareketler

kondrosarkom (chondrosarcoma) kondrosarkoma; kondroblastik aktivite göstererek kondroid madde üretebilen mezenkimal hücrelerden kökenli, tümör hücrelerinin kondroblastik aktivite göstererek kondroid madde üretebildiği mezenkimal hücre kökenli, santral ve periferik yerleşim gösterebilen, radyolojisinde periost reaksiyonu görülebilen, litik ya da kalsifiye destrüksiyon alanları içeren, hızlı gelişen, prognozu kötü olan habis tümör

kondrosarkom, mezenkimal (mesenchymal chondrosarcoma) mezenkimal kondrosarkoma; yumuşak dokularda oluşan, mezenkimal hücreden varsıl, kıkırdak ara maddesinden yoksul kondrosarkom türü

kondrosarkom, miksoid (myxoid chondrosarcoma) miksoid kondrosarkoma; yumuşak dokularda oluşan, kıkırdak ara maddesinin bolca saptandığı kondrosarkom türü

konfabülasyon (confabula­tion) hikaye uydurma; organik amnestik sen­dromlarda, hafızada mey­dana gelen boşlukların bi­linçsiz olarak uydurma bir geçmiş ile doldurulması

konfüzyon (confusion) za­rnan/yer/kişi oryantas­yonu bozukluğu ile or­taya çıkan, bazen bilinç kaybının bulunduğu ta­blo

konjenital (congenital) doğumdan önce oluşan; doğum sırasında varolan

konjenital anomaliler (congenital anomalies) gebe annenin gebelikte yaşadığı diabet, fenilketonüri, hipertermi, madde bağımlılığı, ilaçlar, vitamin eksiklikleri, radyasyon gibi sorunlar ile fetüsün annedeki infeksiyon hastalıklarından etkilendiği TORCH tablosu nedeniyle görülebilen, kalıtsal olmayan malformasyonlar

konjenital epulis (congenital epulis; Neumann’s tumor) Neumann tümörü; yenidoğan kız çocuklarında, çoğu üstçene ön bölümünde meydana gelen, eozinofil granüller içeren geniş-poligonal sitoplazmalı hücreler içeren iyi huylu tümör

konjenital sifilis (congeital syphilis) spiroketlerin plasenta aracılığıyla bulaşması nedeniyle 1. evrenin görülmediği, pneumonia alba'lı bebeklerin doğumdan hemen sonra ölmeleri, yaşayabilen çocuklarda edinsel sifilisin 2. evresine ilişkin klinik bulguların yan ısıra deri ve mukozalarda vezikülobüllöz lezyonlar, ülserler, at semeri burun (saddle nose), Hutchinson triadı, hepatosplenomegali, karaciğer gomları, gomların neden olduğu damak perforasyonu, hidrosefalus ve zeka geriliğinin saptandığı klinik tablo

konjesyon (congestion) venöz kan akımı yavaşlaması nedeniyle venaların boşalamaması ve kanın kapillerlerde birikmesi; konjesyon uzarsa birikme arteriollere dek uzanır, organlar büyür ve ağırlaşır, siyanoz gelişir

konjesyon, sistemik (systemic congestion; general congestion) genel konjesyon;

sağ kalp konjestif yetmezliği nedeniyle tüm vücut venaları boşalamaz, yerçekimi venalardaki kanın boşalmasını güçleştirir. Özellikle alt ekstermitelerde ödem eğilimi vardır; siyanoz ve anoksi belirgindir. Sol ventrikül yetmezliklerinde önce akciğerler daha sonra tüm vücut etkilenir, sağ ventrikül yetmezliklerinde tüm vücut etkilenir

konjesyon, yerel (localized congestion) bir venanın sıkışması tümör, gebelik, bandaj gibi nedenlerle dışarıdan sıkışması ya da oklüzif trombusla tıkanması kökenli venöz obstrüksiyon sonucu beliren siyanoz tablosu; karaciğer sirozundaki portal hipertansiyon portal kan dolaşımının bozulmasına yol açan bir yerel konjesyondur

konjestif kalp yetmezliği (congestive heart failure) solunum güçlüğü ve ödem ile karakterize, akciğerlerde ve tüm karın organlarında damarların kan ile dolu olmasıyla kendisini gösteren kalp yetmezliği; sol ventrikül yetmezliklerinde önce akciğerler daha sonra tüm vücut etkilenir, sağ ventrikül yetmezliklerinde tüm vücut etkilenir

kontakt dermatit (contact dermatitis) deriye bulaşmalarından sonra epidermal proteinlerle güçlü antijenik etkisi olan kompleksler oluşturan antijen ya da hapten niteliği taşıyan kimyasal maddelerin (lateks eldiven, nikel, petrol ürünleri, zehirli sarmaşık, bitki yağları) tetiklediği CD4+ lenfositlerinin etkin olduğu ​tip IV aşırıduyarlılık reaksiyonu

kontakt inhibisyon (contact inhibition) yara iyileşmesindeki rejenerasyonda normal bir hücrenin başka bir hücreye dokunmasıyla hücre çoğalmasının (rejenerasyon) durması (tümör hücrelerinde kontakt inhibisyon algısı olmadığı için giderek çoğalırlar)

kontüzyon (contusion; contusio) bere; ezik; çürük

konvansiyonel radyografi (conventional radiography) röntgen; X-ışınlarının dokulardan geçerek fotoğraf filmi üzerinde iki boyutlu görüntüsü oluşturması ilkesine dayanan radyoloji tekniği

konversiyon reaksiyonu (convertion reaction; conversive reaction) ank­siete oluşturan bir strese bir organdan gelen fonk­siyonel cevapla karakter­ize durum (örneğin; kocasının gitmek istediği bir yere gitmek istemey­en kadında görülen histe­rik felç tablosu)

 

konvülsiyon (convulsion; convıiltio) beyinden ge­len patolojik ve değişken uyaranların etkisiyle oluşan, başlıca nedenleri epilepsi, ensefalit, menin­jit, yüksek ateşle seyred­en hastalıklar, hipoglise­mi, kafa travması, beyin tümörü, barbiturat vb ilaçların birden kesilmesi, gebelik toksemisi gibi nedenlerle ortaya çıkan, nöbetin geleceğini anla­yan hastada bir çığlık sonrası bi­linç kaybı, kaslarda katılma-gevşerne, siya­noz, solunum durması, sfinkter yetmezliği gibi bulgularla seyreden tablo

kopma kırığı (avulsion fracture; sprain fracture) bir ligamanın çekmesiyle kernikten parça kopması şeklinde oluşan kırık; avülsiyon fraktürü

koristoma (choristoma) totipotent hücrelerden kökenli, bir organda bulunmayan bir ya da birkaç dokudan yapılı bir kitle 

koronoid çıkıntı hiperplazisi (processus coronoideus hyperplasia) processus coronoideus hiperplazisi;  travma ve kalıtım gibi faktörlerin etkili olduğu, bilateral, genellikle ağrı ve şişlik yakınması olmayan, radyolojik incelemede koronoid çıkıntıda kalınlaşmanın ve uzamanın saptandığı, zamanla çene eklemi işlevlerini bozan kemik dokusu artışı

korku obsesyonları (phob­ic obsessions) kişinin, korktuğu ve istemediği bir olayın her an başına gelecekmiş endişesi içerisinde bulunması, saçma olduğunu bildiği ama kendisini bu düşünceden alıkoyamadığı durum

koroner arter (coronary) kalbi besleyen atardamar

koroner aterosklerozu (coronary atherosclero­sis) kalp atardamarlarının daralmasına ya da tıkanmasına neden olan damar sertliği

koroner oklüzyon (coro­nary occlusion) kalp da­marlarının tıkanması

koroner yetmezliği (coro­nary insufficiency) koroner damarların­daki kan miktarının azal­ması; koronerlerdeki kan debisinin düşmesi

koroner yetmezliği, akut (acute coronary insufficiency) koroner arterlerin ansızın daralmasına/tıkanmasına bağlı angina pectoris ya da infarksiyon tablosu

 

koroner yetmezliği, kronik (chronic coronary insufficiency) koroner arterlerin süreğen darlığına bağlı ağrılı tablo (angina pectoris)

Korsakoff psikozu (Kor­sakoff’s psychosis) orta yaşlı kronik alkoliklerde, uzun süreli açlıklarda, gebelik toksikozlarında ve hiperemezis gravidar­um’da, bazı infeksiyon hastalıkları, avitaminoz­lar, ensefalomalasi, suba­raknoidal kanama, kafa travması, ensefalit, beyin tümörü gibi olaylada or­taya çıkan, polinöritle birlikte tesbit hafızası ve yakın hafıza bozukluğu, konfabülasyon, kon­füzyon, apati, oryantas­yon bozuklukları, ilgisizilik, emosyonel değişkenlik ile ruhi işlevlerde global yıkım gösteren tablo; Korsakoff sen­dromu

 

kortikal afazi (cortical aphasia) beyin sol ta­rafındaki bir lezyon so­nucu oluşan konuşma bozukluğu

kortizol (cortisol; corticosteroid) kortikosteroid; adrenal korteksinde üretilen, yangısal tepkileri baskılayan (nötrofil polimorfların lizozomal aktivitesini bozulma, antiflojistik etki, fibroblast, histiosit ve lenfosit aktivitesinde yavaşlama), güçlü bir immunosüpressif etki olan, kan düzeyi yükseldiğinde Cushing sendromunun, kan düzeyi azaldığında Addison hastalığının geliştiği steroid ailesinin üyesi olan glukokortikoid hormon

kortizon (cortisone, corticosteroid drug) uzun süreli kullanılmalarında T-lenfositlerinde duyarsızlaşma ve erime, adrenallerde atrofi, pankreasta glikojen infiltrasyonu, sterod diabeti, karaciğerde yağlanma, Cushing sendromu gibi yan etkileri olan, betamethasone, prednisone, prednisolone, dexamethasone gibi kimyasal yapıları farklı ancak etkileri kortizol gibi olan ilaçlar

 

koryoretinit (chorioretinitis sclopetar­ia) gözün tabakalarından olan koryon ve retinanın birlikte etkilendiği, rüptür, kanama, fibrozis ve retina destrüksiyonu ile birlikte olan, görme bozukluğu yapan, sıklıkla ateşli silah yaralan­masına bağlı durum

kök hücre (stem cells) dokuları oluşturan özgün hücrelere dönüşebilen, organizmanın onarımında etkin ilkel hücre

kök hücre, deri (intestinal stem cells) bağırsak kök hücreleri; bağırsak epitelinin tüm bileşenlerine (enterosit, goblet hücreleri, Paneth hücreleri enteroendokrin hücreler) özgünleşebilen kök hücreler

kök hücre, embriyonik (embryonic stem cells) embriyonik kök hücreler; embriyonun blastosist evresinde beliren içyüz hücre kitlesinde (inner cell mass) yer alan, zarar gören organların yenilenmesinde önemli rol alan pluripotent kök hücre kümeleri

kök hücre, erişkin (adult stem cells; somatic stem cells) erişkin kök hücreleri; somatik kök hücreleri; gelişimini tamamlamış kemik iliği, sindirim kanalı, deri, karaciğer, pankreas, yağ dokusu, diş pulpası, vb dokularda ve organlarda bulunan, koşullar oluştuğunda çoğalarak olarak progenitör hücrelere dönüşebilen, genetik olarak kodlandıkları hücrelere evrilerek çoğalabilen ve zedelenen dokulardaki hücre kayıplarını onarma yetisi bulunan kök hücreler

kök hücre, iskelet kası (muscle stem cells; satellite cells) çizgili kas kök hücreleri; satellit hücreler; fiziksel travmalar ya da kas kaybının ön planda olduğu genetik hastalıklarda çoğalarak kas hücrelerine özgünleşen ve birbirleriyle kaynaşarak çok çekirdekli kas lifleri oluşturan unipotent kök hücreleri

kök hücre, kemik iliği (bone marrow stem cells) kemik iliği multipotent kök hücreleri; kemik iliğinde bulunan, gereken bölgelere göç ederek kemik, kıkırdak, yağ dokusu, kas ve endotel hücrelerine diferansiye olabilen kemik iliğinin multipotent stroma hücreleri

kök hücre, multipotent (multipotent stem cell) multipotent kök hücre; organizmadaki hücrelerin bazılarına özgünleşebilen kök hücre tipi

kök hücre, nöral (neural stem cells) nöral kök hücre; çoğunlukla hippocampus’ta ve subventriküler bölgede yerleşik, santral sinir sisteminin gelişmesinde ve onarımında rol alan kök hücreler

kök hücre, oval (oval stem cells) karaciğerde Hering kanallarında bulunan, karaciğer ve safra yollarındaki hücre kayıplarını onarmak üzere hepatositlere ya da safra epiteline diferansiye olabilen progenitör hücreler

kök hücre, pluripotent (pluripotent stem cell) pluripotent kök hücre; multipotent kök hücre; önce multipotent kök hücrelerine dönüşerek organizmadaki hücrelerin çok büyük bir bölümüne özgünleşebilen kök hücre tipi

kök hücre, totipotent (totipotent stem cell) totipotent kök hücreler; organizmadaki tüm hücre türlerine özgünleşebilen kök hücre tipi; her türden hücreye diferansiye olabilme yetisi bulunan, embriyonal dönemde ve fetüsün olgunlaşmasında önemli olan, doğumla birlikte sayıları giderek azalan kök hücreler

kök hücre, unipotent (unipotent stem cell) unipotent kök hücre; organizmadaki tek hücre türüne özgünleşebilen kök hücre tipi

kraniyal (cranial) kafa/kafatası ile ilgili

kraniyal yarıklar (cranial clefts) kafatası suturalarındaki kaynaşma gecikmeleri ve yetersizlikleri gibi sorunlar nedeniyle ortaya çıkan, çoğu kez maksillofasiyal yarıklarla birlikte görülen, ensefalosel ve meningoensefalosel olarak nitelenen kafatası yarıkları

kraniyofaringioma (craniopharyngioma) kraniyofaringiom; hipofiz bezi ön lobunda (adenohipofiz) oluşan, embriyonal yaşamda ağız boşluğu ile adenohipofizi birbirlerine bağlayan kanalın (ductus craniopharyngealis) artıklarından (Erdheim cisimleri) kökenli, mikroskopisi çok sayıda gölge hücreleri içerebilen bir ameloblastomayı anımsatan, kitle basısıyla kafa içi basıncı artışı sendromuna ve hipofizde atrofiye neden olabilen iyi huylu tümör

kraniyosinostoz (craniosynostosis) kraniyosinostozis; bir ya da birden fazla kraniyal suturanın erken kapanması nedeniyle kafatasında dikey yönde belirgin olan malformasyonlar 

kranyum (cranium) kafa­tası kemikleri topluluğu ve bunların oluşturduğu kütle

krepitasyon (crepitation) çıtırdama; iki parmakla sıkıştırılan bir yapının verdiği çıtırdama hissi

kretenizm (cretinism) çocukluk hipotirodizmi; anneleri gebelik döneminde hipotiroidili olan bebeklerdeki bulguların görece yoğun olduğu, genel gelişme bozuklukları arasında kemik gelişiminin ve dentisyon bozukluklarının (anodonti veya hipodonti) da izlendiği tiroid bezi hormonlarının yetersizliği tablosu

krezol zehirlenmesi (cresol poisoning) bitkinlik, su­sama, kızarma, bulantı, kusma, karın ağrısı, ateş, taşikardi, bilinç kaybı, dispne, solunum arresti ile karakterize tablo

kriminal (criminal) suçla/suçlarla ilgili; suça/suçlara ait

kriminal abortus (criminal abortus; abortus crimin­alis; avortement) cinai abortus; hekimler tarafından yasaların belirlediği dönemler dışında ya da yetkisiz kişiler tarafından herhangi bir zaman diliminde, gebeliğin zamanından önce ve zorla sona erdirilmesi; zehirler, kocak­arı ilaçları, hormonlar, mekanik araçlar, kan aldırmak, sülük, sıcak banyo, karın masajı, karın sıkıştırılması, lavaj, peşpeşe koituslar, rahime elektrik akımı verme, kol­lum dilatasyonu, amnion zarının delinmesi, küretaj gibi yöntemlerle, istemli ve bilinçli olarak gebelikten kurtulmak için yapılan yasadışı düşük

krom (chromium; Cr) atom numarası 24 olan, doğada çoğunlukla demirle yaptığı kromit (FeCr2O4) bileşiği olarak bulunan, aşınmaya dirençli ve kolay parlatılabilir alaşımlar oluşturan, akut zehirlenmelerinde deri ve mukoza ülserleri, korozif yanıklar, akut tubuler nekroz, karaciğer epitel hücrelerinde dejenerasyon ve nekrozlar yapan, kronik zehirlenmelerde ise böbrek tubulus hücrelerinde dejenerasyon, üst solunum yolları yangıları, burun mukozasında krom deliklerine ve akciğer karsinomuna neden olabilen element

kromat zehirlenmesi (chromate poisoning) sin­dirim kanalı ülserleri ve güçlü gastroenterit, şok, başdönmesi, koma ve nef­rit gibi bulguların sap­tandığı, ölümle sonlana­bilen tablo

kromik asid zehirlenmesi (chromic acid poisoning) ülser, güçlü gastroenter­it, şok, başdönrnesi, koma ve nefrit gibi bulgu­ların saptandığı tablo

kromozom (chromosome) DNA kümelerinin oluşturduğu, hücrelerin çekirdeklerinde bulunan yapılar 

kromozom, cinsiyet (sex chromosome) cinsiyet kromozomu; erkek ve dişi cinsiyetini belirleyen 23. kromozom; X ya da Y kromozomu

kromozom, maternal (maternal chromosome) maternal kromozom; annenin özelliklerini taşıyan kromozom

kromozom, otozom (autosome chromosome) otozom kromozom; insanların hücrelerindeki 23 çift (46) kromozomun 22’si cinsiyetle ilgili olmayan, yalnızca hücrelerin bölünmesi evresinde iş gören kromozomlar

kromozom, paternal (paternal chromosome) paternal kromozom; babanın özelliklerini taşıyan kromozom

kronik (chronic) uzun süren ; süregen

kronik abse (chronic ab­scess) eskimiş, çevresi bağ dokusuyla sınırlanmış abse

kronik alkolizm (chronic alcoholism) uzun süre alkol kullananlarda hafıza ve dikkat kusurları, zeka yıkılmaları, kişilik bozuk­lukları, sorumluluk duy­gusunun kalkması, kolayca telkin edilebilme, libido kaybı, siroz, po­linörit, diabet, tüberküloz, nistagmus, reflekslerde bozulmalar gibi bulguların meydana geldiği, abstinans send­romunun ya da Korsakoff sendromunun olabildiği tablo

kronik lenfoid lösemi (acute lymphoblastic leukemia; CLL) kronik lenfositer lösemi; kemik iliği beyaz seri hücrelerinden olan lenfoid öncül hücrelerin anormal klonal çoğalması ile ortaya çıkan erişkin lösemisi

kronik myeloid lösemi (chronic myelocytic leukemia; CML) kronik myelositer lösemi; kemik iliği beyaz seri hücrelerinden olan myeloid öncül hücrelerin anormal klonal çoğalması ile ortaya çıkan erişkin lösemisi

kronik periodontitis, akut alevlenme (acute exacerbation of chronic periodontitis) akut periodontitise neden olan etkenin tümüyle ortadan kaldırılamadığı kronik olgularda periodontopatik bakterilerin yoğunluğundaki artmanın makrofaj, dendritik hücre ve gingival fibroblastik hücrelerindeki TLR sisteminin uyarılmasıyla birlikte aşırı düzeyde proinflamatuvar sitokin üretiminin tetiklenmesi ve doku yıkımı bulgularının saptandığı tablo

kronofobi (chronophobia) mahkumlarda panik, sıkıntı, klostrofobi gibi bulgularla beliren bir hapisane psikozu; zaman korkusu

Krukenberg tümörü (Krukenberg tumor) mide karsinomunda ovaryumların üzerine ve Douglas çukuruna dökülen tümör hücrelerinin oluşturduğu kitle

ksantoma (xanthoma) kalıtsal ya da edinsel hiperlipidemilerde deride saptanan, sitoplazmalarında lipid yığılmaları bulunan makrofaj kümelerinden oluşan plaklar

ksenogreft (xenograft; heterograft) zenogreft; heterogreft; farklı türlerin üyeleri arasındaki doku nakli

kubbe kırığı (dome frac­ture) kafatasının kubbe bölümünde çatlak ya da çökme kırığı biçiminde oluşan kırıklar

kup lezyon (coup lesion) contusio cerebri’de, ka­faya gelen künt trav­manın etkilediği tarafta/çarpma yerinde görülen beyin yaralanması

kurşun (lead; Pb) atom numarası 82 olan, doğada kurşun sülfür ya da kurşun karbonat olarak bulunan, saf olduğunda suda erimeyen, saf olarak ya da alaşımları metal endüstrisinde, akü ve pil üretiminde, petrol ürünlerinde, boyalarda ve patlayıcı üretiminde kullanılan, akut zehirlenmeleri beyin ödemi, beyin ve serebellum nekrozları, böbrek yetmezliği yapan,  kronik zehirlenmelerinde hipokrom anemi, ateroskleroz, proksimal tubulus dejenenerasyonları, nefroskleroz, hipertansiyon ve kalp hipertrofisi, dişetlerinde mavi-siyah çizgilenme, abdominal kramplar, abortuslar, çocuklarda uzun kemiklerin uçlarında kurşun çizgileri, çocuklarda kurşun ensefalopatisi ve serebellum atrofisi, erişkinlerde periferik sinirlerde motor nöropatilere bağlı elbileği ve ayakbileği düşmesi gibi hastalıklara neden olan element

kurşun çizgisi (lead line) kurşun zehirlenmesinde dişetlerinde görülen, ma­vimsi-kara renkli, bizmut zehirlenmesinde görülen çizgilere oranla daha yoğun noktacıklardan oluşan çizgilenme; Burton çizgisi

kurşun çıkış deliği (bullet exit hole) mermi çekirdeğinin vücudu ter­kettiği noktada görülen, giriş deliğinden genellikle daha büyük olan, yuvar­lakça-oval/çizgisel/parçalı, kenarlarında dışarı çıkmış kemik ve doku parçaları bulunan oyuk

kurşun ensefaliti (lead en­cephalitis) kurşun zehir­lenmelerinde görülen beyin ödemi ile karakter­ize ensefalit

kurşun giriş deliği (bullet entry hole) mermi çekirdeğinin vücuda gir­diği yerde açılan,çevresinde Hofmann maden çukuru bulunan delik; atipik giriş deliğinde çizgi, yırtık ya da yıldız biçimindedir, giriş deliğinin çapı mer­mideki barutun niteliğine ve niceliğine, atış mesafe­sine, mermi çekirdeğinin biçimine göre değişir

kurşun intoksikasyonu (lead intoxication) periferik nöropatiler ve hipertansiyon ile dişetlerinde saptanan kurşun sülfid oluşumuna bağlı boyanma gibi bulgular içeren kronik zehirlenme tablosu

kurşun paralizisi (lead pan­alysis) kurşun zehirlen­melerinde el bileklerinin gevşemesi ile karakterize periferik nönit tablosu

kurşun stomatiti (lead stomatitis) kurşun zehir­lenmesinde görülen, dişetleri kenarlarında mavimsi çizgiyle karak­terize, mukozaların dişlere değen kenar­larında pigment granü­lleri bulunan, ağızda met­al tadı ile aşırı tükürük salgısı ve tükürük bezlerinde şişme görülen ağız yangısı

kurşun zehirlenmesi (lead poisoning; plumbism) plumbizm; kurşun içeren oyuncaklar, ekzos gazı, boyalar, akü malzemeleri, kurşun suborusu, kurşunlu kaplar gibi ürünlerdeki kurşun tuz­larının neden olduğu, anemi, eritrositlerde mor benekler, beyin ve beyincik nekrozlanı, ateroskle­roz, kilo kaybı, kabızlık, uykusuzluk, başağrısı, kulak çınlaması, irritabil­ite, hipertansiyon, ane­mi, dişetlerinin kenar­larında mavi çizgiler gibi bulgularla karakterize, solunum yoluyla gir­diğinde uykusuz­luk, başağnısı, ataksi, mani ve konvülsiyonlar yapan, çocuklarda ensef­alopatiler, anemi, uzun kemiklerin uçlarında kurşun çizgileri, parmaklarda ve kaburgalarda yoğunluk artışı, felçlerle beliren tablo

kurşunboru kırığı (lead pipe fracture) kırık bölgesinin bin alanında korteksin hafifçe çöktüğü ve yumuşadığı, karşı alanın ise yalnızca çatladığı kırık

kuru gangren (dry gan­grene) ekstremitelerde ve kulak kepçesinde görülen, su kaybı nede­niyle kuruyan, mumya­laşmaya benzeyen mik­ropsuz gangren

kusurlu protein (misfolded proteins) oksidatif stresler, hipoksi ya da genetik mutasyonlar nedeniyle oluşan,  nörodejeneratif hastalıklara neden olan molekül yapısı ve dizilme düzeni bozuk yapıda plan proteinler

kuşkulu ölüm (suspect death) dağ, orman, vb ıssız yerlerde, yalnız yaşadığı evde/işyerinde/otel odasında ölü olarak bulunan ve dış muayeneyle nedeni anlaşılamayan ölüm

künt travma (blunt injury) deride önemli belirtilerin bulunmadığı, daha önemli zararlarını derin dokularda meydana getiren, geniş yüzeyli ci­simlenin oluşturduğu travma

küretaj (curettage) kürtaj; bir dokunun ya da lezyonun, kenarları keskin kaşığa benzer bir araçla kazınması tekniği; kavite biçimindeki bin organın içerisindeki materyalin kazınarak alınması işlemi

Kveim testi (Kveim test; Nickerson-Kveim test; Kveim-Siltzbach test) sarkoidoz olduğu bilinen bir hastanın dalağından elde edilen test materyalinin, test yapılacak bireyin ön kol derisi altına injekte edilmesi ve bir süre sonra test yerinden alınan biyopsinin değerlendirilmesi

kwashiorkor (kwashiorkor) beslenme sorunlarının yoğunlaştığı yoksullukta bebeklerin memeden kesilmesiyle başlayan, protein eksikliği ve karbonhidrat bolluğunun neden olduğu, anne sütünün yerine karbonhidratlı beslenmenin yeğlendiği,  gelişme geriliği, görece artmış yağ dokusu, atrofik kas dokusu, hipoproteinemiye bağlı yaygın ödemler, güçlü apati, hepatomegali (yağlanma) ve assit, deride depigmentasyon ve keratozlar, sarımsı-kırmızı saçlar,  diyare, malabsorpsiyon, demir ve folik asid eksikliğine bağlı anemi, yineleyen infeksiyon hastalıkları ile ortaya çıkan beslenme bozukluğu tablosu