obez (obese) obes; şişman; BMI ölçümünün 30’un üzerinde bulunması

obezite (obesity) obesite; şişmanlık

obezite, komplikasyonları (complications of obesity) obezite komplikasyonları; yaşam süresinde kısalma (erken ölümler), ateroskleroz (koroner yetmezliği, felçler), hipertansiyon, kardiyomyopati, konjestif kalp yetmezliği,derin ven trombozu ve tromboembolizm, hiperkolesterolemi/hiperlipidemi, hipoventilasyon (Pickwickian) sendromu, kanserler (endometrium, meme, kolon), diabetes mellitus (tip 2, %80-90), karaciğer yağlanması, eklem patolojileri (alt ekstremitelerde osteoartrit), vertebra bozuklukları, libido azalması, düzensiz menstrüasyon ve kısırlık, komplikasyonlu gebelik ve doğum, doğumsal anomalili bebekler, iri bebekler (makrosomi), kolelityazis, gut, migren atakları, erken demans, depresyon ve sosyal izolasyon

obsesif (obsessive) obses­yonlu kişi; obsesyonla il­gili; takıntılı

 

obsesif-kompülsif (obses­sive-compulsive) obses­yonları bulunan kompülsif kişilik bozuk­luğu, obsesyonlar ve kompülsiyonlar ile ilgili

obsesif-kompülsif kişilik (obsessive-compulsive personality) yaşamları boyunca mükemmeli arayan, dikkatli, titiz, görevine bağlı, katı, kuru, çalışkan, hırslı, tole­ranssız, kendi isteklerine set çekebilen, kendini in­kar edebilen, bir ömür boyu genellikle çocukları­nın mutluluğu ya da işinin verimliliği için çalışan takıntılı kişilik yapısı

obsesyon (obsession) kişinin saçma, anlamsız ve gerçekle ilgisi ol­madığını bildiği halde kaçamadığı ve aklından uzaklaştıramadığı parazit fikir­lerle süslenmiş, hasta için duygusal yönü ağır basan, acı veren takıntılı düşünceler

obstrüktif akciğer hastalığı, kronik (chronic onbstructive pulmonary disease; COPD) kronik obstrüktif akciğer hastalığı; KOAH; kronik bronşit, bronşiektazi, emfizem, bronşial astma gibi trakeadan terminal bronşiyollere dek havanın geçtiği tüm kanallarda değişik düzeylerdeki daralmaların ya da tıkanmaların saptandığı tablo

obstrüktif üropati, obstrüktif (obstructive uropathy) obstrüktif üropati; edinsel ya da doğumsal nedenlerle böbreklerden gelen idrarın mesaneye ya da üretraya ulaşmasını engellenmesiyle ortaya çıkan tablolar

oditif amnezi (auditory amnesia) duyulan sözcüklerin an­lamını hatırlayamamak

odontoameloblastoma (odontoameloblastoma) ameloblastik hücre adacıkları (odontogen epitel), odontogen mezenkim, dentin, osteodentin, mine, sement ve diş pulpası gibi komponentleri içeren tümör

odontodisplazi (odontodysplasia) mine ve dentinin defektleri ile kuron ve kök pulpasının geniş olduğu,  radyolojik incelemede gölgemsi bir görüntü veren diş malformasyonu

odontogen epitel (odontogenic epithel) odontogenezis boyunca görülen, işlevi tamamlandıktan sonra apoptozisle ortadan kalkan, diş ve çevre dokuların oluşmasında etkin olan epitel hücreleri

odontogen fibroma (odontogenic fibroma) odontogen mezenkim içinde serpilmiş az sayıda küçük odontogen epitel adacıklarının bulunduğu,  santral (kemik) ve periferik (dişeti) yerleşimli gösterebilen odontogen tümör

odontogen gingival hamartoma (odontogenic gingival hamartoma) dişetinde birkaç mm çapında kitle yapan, çene kemiği dışında ve dişeti papili içerisinde meydana gelmiş bir diş minyatürü içeren oluşum

odontogen karsinosarkom (odontogenic carcinosarcoma) karsinom bileşenini atipik ameloblastik hücrelerin sarkom bileşenini ise atipik fibroblastik hücrelerin oluşturduğu, hızlı büyüyen, ender görülen bir kanser

odontogen keratokistik tümör (odontogenic keratocystic tumor) odontogen keratokist; agresif davranan, sık residiv yapan, uniloküler ya da multiloküler, iç yüzünü döşeyen dalgalı deniz görünümündeki skuamöz epitelde yoğun keratinleşmenin saptandığı odontogen tümör

odontogen kist (odontogenic cyst) odontojen kist;  diş embriyonu artıklarından kökenli kist

 

odontogen mezenkim (odontogenic mesenchyme) iç mine epitelinin belirmesiyle ve indüksiyonuyla birlikte karşısındaki mezenkimal dokudaki aktivasyonla oluşan, bir bölümü odontoblastlara dönüşebilen özgün mezenkimal hücre kümesi

odontogen miksoma (odontogenic myxoma; odontogenic myxofibroma) odontogen fibromiksoma; yıldızsı görünümdeki mezenkimal hücreler (myxoblast) ve bunların ürettikleri gevşek yapıdaki mukopolisakkarid gölcükleri içerisinde ilkel odontogen epitel adacıklarının bulunabildiği, santral (kemik) ve periferik (dişeti) yerleşimli gösterebilen yavaş gelişen yerel agresif tümör        

                        

odontogen tümör (odontogenic tumor) histogenezinde temel kaynağın odontogen epitel (Malassez ve Serres epitel artıkları) ya da dişeti epiteli olduğu, diş için özgün sayılan hücreleri (ameloblast, odontoblast, sementoblast) ve onların ürünlerini (dentin, mine, sement) içeren neoplazmlar

odontogen tümör, adenomatoid (adenomatoid odontogenic tumor; AOT; adenoameloblastoma) adenomatoid odontogen tümör; adenomlara benzer biçimde halkalar yapan (adenopmatoid) ameloblastik hücrelerden oluşan, büyük bölümü 10-19 yaşlarında ve kız çocuklarında görülen, üstçenede lateral ve premolar dişler arasında ekspansif büyüyen ve tümörün oluştuğu alanda sürmemiş kanin saptanan litik alan içerisinde radyopak alanların (kireçlenme) belirlendiği sınırları sklerotik uniloküler lezyon 

odontogenezis (odontogensis) odontogenez; dişlerin oluşum ve gelişim evrelerini içeren,  intrauterin dönemin 6. haftasında başlayarak 20. yaşa dek giden süreç

odontogenezis, başlangıç dental lamina evresi (odontogenesis, initiation stage) odontogenezisin ilk evresi; dental lamina epitel hücrelerinde diş tomurcuklarını oluşturmak üzere başlayan epitel hücresi proliferasyonları evresi

odontogenezis, indüksiyon (reciprocal induction in odontogenesis) diş embriyonunun oluşumunda ve gelişmesinde etkili olan ameloblastlar ve odontoblastlar arasındaki karşılıklı etkileşim; iç mine epitelinin karşılarındaki odontogen mezenkim hücrelerini etkileyerek odontoblastlara dönüşmelerini sağlamaları; odontoblastların karşılarındaki iç mine epitelini etkileyerek ameloblatlara dönümelerini ve mine üretmelerini sağlayan uyarı

odontoma (odontoma) dental lamina üzerinde süt ve sürekli dişleri yapacak iki tomurcuğa ek olarak çok sayıda tomurcuk oluşursa çoğunluğu bozuk yapıda çok sayıda dişler (bileşik tip) ya da tüm odontogen bileşenleri içeren amorf bir kitle (süngersi tip) oluşturan hamartomatöz kompozisyon tümörü

odontoma, bileşik (compound odontoma) bileşik odontoma; odontogeneziste dental lamina üzerinde oluşan çok sayıdaki diş tomurcuğundan çoğunluğu bozuk yapıda çok sayıda dişin meydana geldiği hamartomatöz kompozisyon tümörü

odontoma, süngersi (complex odontoma) süngersi odontoma; kompleksi odontoma; odontogeneziste dental lamina üzerinde oluşan ancak diş morfolojisini oluşturma yetisi (morfodiferensiyasyon) bulunmayan çok sayıdaki diş tomurcuğundan ovoid-küresel ve kesiti süngersi yapıda kitleciklerin meydana geldiği hamartomatöz kompozisyon tümörü

oksalik asid zehirlenmesi (oxalic acide poisoning) boğazda yanma, kusma, güçlü ağrılar, hipotansiyon, tet­anus, şok, böbrek etki­lenmesi ve oksalüri ile seyreden, ölümle sonlan­abilen tablo

oksidatif stres (oxidative stress) serbest oksijen radikallerinin kanser oluşumu ile hücreler ve dokular üzerinde hücrelerin ölümlerine dek uzanabilen güçlü etkileri

oküler sikatrisyel pemfigoid (ocular cicatricial pemphigoid) ağız mukozası ve konjunktiva etkilenmesi birlikte olduğu pemfigoid türü

oligemik (oligemic) kan kaybına bağlı; oligemiyle ilgili

oligemik şok (oligemic shock) hipovolemik şok; akut kan kaybı sonucu oluşan şok

oligofren (oligophrenic) geri zekalı

oligofreni (oligophrenia) zeka geriliği; zeka yaşının kronolojik yaşın altında kalması

oligohidramnios (oligohydramnios) amnion kesesini dolduran ve fetüsün içinde yüzdüğü amnion sıvısının gereğinden çok az olması

 

oluk kırığı (gutter fracture) kafatasında görülen elips biçimindeki çökme kırığı

onarım (reparation) reparasyon; rejenerasyonun gerçekleşemediği doku kayıplarında ya da eksüdanın tam olarak temizlenememesi nedeniyle rezolüsyonun yetersiz kaldığı olgularda meydana gelen granülasyon dokusunun yerini zamanla nedbe dokusuna bıraktığı, ortadan kalkan hücrelerin yerini daha düşük değerde ve aynı cinsten olmayan hücreler çoğalarak doldurduğu iyileşme türü

onarım genleri (DNA repair genes) DNA onarım genleri; DNA Glycosylase genleri (UNG, SMUG1, TDG, MutY DNA, MPG), Polynucleotide Kinase 3'-Phosphatase (PNKP), Poly(ADP-Ribose) Polymerase (PARP), APEX Nuclease (Multifunctional DNA Repair Enzyme), vd  gibi herhangi bir DNA zararı/sakatlanması durumunda sakatlanan parçanın onarılması için gereken uyarıları yapan genler 

onkogen (oncogene) onkojen; kanser doğuran gen; kanser hücrelerinin çoğalmasını kamçılayan

onkogen DNA virüsleri (oncogenic DNA viruses) onkojen DNA virüsleri; normal DNA virüsleri nükleik asid içeriklerini doğrudan insan dokusu hücrelerine sokarak replikasyonla çoğalırken (p53, Rb) proteinlerini inaktive ederek ve onkogenlerin etkisini güçlendirerek gösteren, papilloma virüsü, Molluscum contagiosum, Epstein-Barr virus, Kaposi sarcoma herpesvirus, hepatit virüsleri (HBV ve HCV) gibi virüsler 

onkogen RNA virüsleri (oncogenic RNA viruses) onkojen RNA virüsleri; insanlarda çok sayıda tümör oluşmasını tetikleyebilen HIV ile deney hayvanlarında lösemi, lenfoma, çeşitli sarkomlar üretebilen retrovirüsler 

onkogen virüsler (oncogenic viruses) onkojen  virüsler; 6’sı DNA, 1’i RNA virüsleri ailesinden olan, kanser oluşumunu tetikleyen 7 virüs türü 

onkogen, hücresel (cellular oncogene; c-onc) hücresel onkojen; tümör hücrelerinin çoğalmasını kamçılayan aktif onkogenler 

onkogen, mutant (cellular oncogene; c-onc) mutant onkojen; proto-onkogen’lerin değişimi ile ortaya çıkarak normal hücrelerde oluşturdukları yapısal değişikliklerle kanser hücrelerine dönüşmelerini tetikleyen onkogen 

 

opiat (opiate)opium kökenli; opiumlu madde içeren; uyku verici nite­likteki narkotik maddeler

opium (opium) afyon kapsüllerinin çizilmesi ile elde edilen, süt görünü­münde, başlıcaları mor­fin, kodein, papaverin ve tebain olan uyutucu mad­deleri içeren sıvı; afyon

 

opium zehirlenmesi (opi­um poisoning) opium al­kaloidleri ve bunlara eşdeğer etkisi oluşturan sentetik maddelerin kaza/intihar amacıyla aşırı dozlarda alınmasına ya da karaciğer ve akciğerin yetersiz fonksiyonları nedeniyle vücuttan atılmalarının yetersiz olmasına bağlı olarak beliren, santral si­nir sistemi ve solunum sistemi depresyonu, bradikardi, hipotansiyon ve şok tablosuyla ölüme neden olabilen zehirlen­me

optik atrofi (optic atro­phy) görme sinirinde doku kaybına bağlı in­celme

operkülit (operculitis) perikoronarit; gömük dişim kuronu çevresindeki yangı

opsonin (opsonin) bakteri, virüs gibi patojenlerin ve apoptotik hücrelerin yüzeyine yapışıp özgün reseptörler (C3b reseptörü, Fc reseptörü) oluşturan, yapıştıkları hücrelerin yüzeyindeki elektrik yükünü değiştirerek fagositler tarafından kolayca tanınmalarını ve yakalanmalarını sağlayan, IgG ya da IgM yapısındaki antikorlar ve komplaman bileşenleri (C3b, C4b, C1q) molekülleri

opsonizasyon (opsonization) bakteri, virüs gibi patojenlerin ve apoptotik hücrelerin fagositler tarafından kolayca tanınmalarını ve yakalanmalarını için opsoninler ile etiketlenmesi

opsonizasyon defekti (defective opsonization) opsonizasyon bozukluğu görülen olgularda, Chédiak-Higashi sendromunda, antimalaryal ilaç ve kortikosteroid kullananlarda görülen nötropeni

optik atrofi (optic atrophy) primer (kalıtsal) ya da sekonder olabilen, kalıtsal olanların özgün bir optik nöropati ya da bir sendromun bileşeni olarak saptandığı, sekonder olguların non-spesifik ya da granülomlu yangılar, sistemik hastalıklar, beslenme bozuklukları, toksik etkiler ve intrakraniyal hipertansiyon gibi nedenlerle optik sinir liflerinin dejenerasyonu, aksonlarının kaybolması ve demiyelinasyonu nedeniyle ortaya çıkan, görme sorunlarına neden olan optik sinir atrofisi

optik nöropati, kalıtsal (hereditary optic neuropathy) kalıtsal optik nöropati; otosomal resesif ya da otosomal dominant yolla aktarılan, optik atrofiye neden olarak görme sorunlarına yol açan görme siniri hastalığı

oral candidiasis (candidosis) ağızdaki mantar infeksiyonlarının büyük bölümünü oluşturan, Candida’nın değişik suşlarının (albicans, dubliniensis, glabrata) neden olduğu, immunosupresyon (özellikle HIV/AIDS), diabet ya da gebelik sırasında patojen nitelik kazanan, akut ve kronik oral candidiasis tablosu olarak izlenen infeksiyon hastalığı

oral candidiasis, akut (acute oral candidiasis; trush) akut oral candidiasis; akut psödomembranöz candidiasis; pamukçuk; yanak, orofarinks ve dil kenarları mukozası üzerinde kolayca kazınabilen beyaz renkli plaklar (psödomembran) oluşturan mantar hifeleriyle karakterize, HIV/AIDS hastaları, yenidoğanlar, geniş spektrumlu antibiyotik kullananlar ile T-lenfositlerin işlevi bozulan yaşlılarda sıkça görülen, immunosupresyon altındaki hastalarda membranların özofagusa, trakeaya, bronşlara ve akciğerlere doğru ilerleyebildiği infeksiyon hastalığı

oral candidiasis, kronik (chronic oral candidiasis) kronik oral candidiasis; total protez kullananlarda ve altçene alveol kretleri üzerinde mukozadaki atrofisiyle birlikte (kronik atrofik oral candidiasis) ya da dudak bileşkelerinde (kommisuralar) ortaya çıkan, hipovitaminozlarda ve demir eksikliği anemisinde tablonun ağırlaştığı kandida infeksiyonu

oral human papilloma virüs infeksiyonu (oral HPV infection) prekanseröz lezyonların ve skuamöz hücreli karsinom oluşmasında oldukça etkili bir onkogen virüs infeksiyonu

oral kontraseptif (oral contraseptive) doğum kontrolü hapı; ovülasyonu engelleyen ve menstrüasyon siklusunu değiştirebilen, ödem, tromboz ve tromboembolizm, beyin kanamaları, karaciğerde nodüler hiperplaziler ya da adenom ve safra taşları gibi yan etkileri bulunan gebelik önleyici ilaç

oral melanozis (oral melanosis) sıtma tedavisinde kullanılan ilaçlar (chloroquine, hydroxychloroquine, quinacrine, quinidine) ile bisulfan, clofazimine, cyclophosphamide, ketoconazole, minocycline, phenolphthalein, trankilizanlar (chlorpromazine) ve zidovudine gibi ilaçların etkisiyle ağız mukozasının tümünü etkileyen, bazılarında grimsi-mavi bir renk yansıması olabilen kahverenginin değişik tonlarındaki yüzeysel melanin pigmenti artışı

oral pigmentasyon (oral pigmentation) ağız mukozasının ekzojen ya da endojen pigmentlerle boyanması

oral pigmentasyon, ekzojen (oral pigmentation) ağız mukozasının ekzojen pigmentasyonu; boyalı bitkilerin çiğnenmesi, boya içeren sıvılar, sigara, kahve, vb pigmentli maddelerin mukozaya doğrudan ulaşarak boyaması ya da arsenik, cıva, kurşun ve gümüş tuzları ile bazı ilaçların sistemik dolaşıma girerek ağız dokularını boyaması

oral pigmentasyon, metal tuzları (metal pigmentation) metallerin ya da tuzlarının (metal sülfidleri) çoğu kez dişeti kenarı boyunca izlenen boyamaları;

organizasyon (organization) bütünleşme; geniş alanları etkileyen bir yarada ya da akut yangıda resolüsyonla temizlenemeyen eksüdanın granülasyon dokusuna değişerek ve yerinde nedbe (sikatris) bırakarak iyileşmesi

orofasiyal yarıklar (orofacial clefts) çoğu TP63 geni mutasyonu nedeniyle görülen altçene  yarığı, yarık dudak, yarık damak, yarık dudak-yarık damak, uvula bifida (yarık uvula), dil ve farinks yarıkları gibi damak-dudak-dil gibi ağız ve yüz bileşenlerinin, çene-yüz bölgesinde en sık görülen konjenital anomaliler

organ yetmezliği (organ failure) bir organın işlevlerindeki yetersizlik

organ yetmezliği, ardışık (sequential organ failure assessment; SOFA) ardışık organ yetmezliği değerlendirmesi; sepsis olgusunun 2016 yılında yeniden değerlendirilmesi ve kriterlerin düzenlenmesiyle belirlenerek “sistemik yangısal tepki sendromu” kavramının yerini alan izleme protokolü. Kriterler: (i) solunum sistemi: PaO 2/FiO 2 (arteryel oksijen basıncı/solunan oksijen fraksiyonu); (ii)  kalp-damar sistemi: arteryel kan basıncı ortalaması ve vazopressör ilaç kullanımı; (iii) karaciğer: bilirubin düzeyi; (iv) koagülasyon durumu: trombosit yoğunluğu; (v) sinir sistemi: Glasgow koma skoru; (vi) üriner sistem: serum kreatinin veya üre düzeyi

organ yetmezliği sendromu, çoklu (multiple organ dysfunction syndrome)çoklu organ yetmezliği sendromu; uzayan şok olgularında kompanzasyon mekanizması çöker, düşük kan basıncı ve perfüzyonun bozulması nedeniyle dokularda etkin bir hipoksi yerleşir, damarlar genişler (vazodilatasyon), kan hacmi daha da azalır, hipotansiyon güçlenir, laktik asidozun artması önlenemez, hipoglisemi belirginleşir, hipoksi nedeniyle myokard iskemisi başlar ve kalp yetmezliği tetiklenir, şok akciğeri, akut böbrek yetmezliği (şok böbreği), sindirim kanalında kanamalar işe karaciğerde yağlanma ve santral nekrozlar oluşur

organik (organic) tıpta travma­, tümör, avi­taminozlar, dolaşım bozuklukları, infeksiyon, intoksikas­yonlar, nörolojik has­talıklar, vb sırasında beliren, etkilenen organlardaki patolojilere özgü bulgu­larla karakterize tablo için yapılan niteleme

organik psikoz (organic psychosis) kafa travma­ları, beyin tümörleri, avi­taminozlar, kan has­talıkları, böbrek hastalıkları, kalp has­talıkları, endokrin sistem hastalıkları, intoksikasyonlar ve nörolojik hastalıklar sırasında beliren, bilinç bulanıklığı, amnezi, oryantasyon bozukluğu, idrak ve komprehasyon bozuklukları, zeka ve muhakeme yıkımı gibi bulgu­larla karakterize tablo; organik bir hastalığa bağlı olarak beliren ruh hali

 

organizasyon (organiza­tion) cerrahide ve patolojide eksüda, trombus, hematom, abse, nekroz, yara yeri, vb lezyonlarda doku kayıplarını doldur­mak üzere gelişen olaylar dizisi; psikiyatride uyumlu birlikte­lik ya da eşgüdüm

orijin (origin; ıriginus; ori­go) başlangıç; köken

 

oryantasyon (orientation) bir kişinin zaman, mekan ve insanlarla ilişkilerinin bilincinde olması, tüm bu faktörlere uyum sağlaması; kişinin, çevresi ve kendisi hakkında bilgisi olması (otopsişik oryantasyon), yer ve zaman bilincinde bulunması (allopsişik oryantasyon) yeteneği; uyum

oryantasyon bozuklukları (orientation disorders) paralizi jeneral tablosunun konfüzyonel içeren türü, ağır mani hallerinin bir bölümü, senil demans, akut alkol intoksikasyo­nu, delirium tremens, zehirlenmelerin bir bölümü, kafa travmaları sonrası, infeksiyon hastalıkları gibi nedenlerle ortaya çıkan oryantasyon bo­zuklukları

Osler nodülü (Osler nodüle) infektif endokarditlerde parmaklarda subkutan oluşan nodüller

ossifying fibroma, jüvenil (juvenile ossifying fibroma) çocuklarda görülen, osteoblastik aktivitenin çok güçlü olduğu ve sık sık residiv yapan fibroma

osteitis deformans (Paget’s disease) Paget hastalığı; yaşlılarda kemikteki "remodelling" olgusunun bozulması sonucunda ortaya çıkan, femur, vertebra, kafa kemikleri, sternum ve pelvis etkilenmesinin belirgin olduğu, etyolojisinde hipertiroidizm, otoimmunite, vasküler bozukluklar, mezenkimal doku metabolizmasındaki aksamalar, virüs infeksiyonları gibi çok çeşitli faktörlerin tartışıldığı, 40 yaş üzeri erkeklerde görece sık saptanan, sessiz gelişen, kemik ağrısı, kafa kemiklerinde büyüme, kemik deformasyonları, patolojik kırık, vb klinik bulgularla ortaya çıkan, kafa  tabanındaki deliklerin daralmasıyla birlikte baş ağrısı, görme ve işitme bozukluklarının belirdiği, total ya da parsiyel protezlerin kullanılamadığı, dişleri olan hastalarda diastemaların belirdiği, rutin biyokimya ya da radyoloji incelemeleri sırasında raslantı olarak saptanan, yaygın kemik deformasyonlarının yanı sıra patolojik kırıklar ve kemik kanserleri (osteosarkom, fibrosarkom) gibi riskleri taşıyan kronik kemik hastalığı

osteoartroz, çene eklemi (TMJ osteoarthrosis) çene eklemi artrozu; yaşlanma, travma, bruksizm gibi nedenlerle beliren, çene hareketlerinde ve çiğnemede güçlük ile ağrı yakınmaları olan, radyolojisinde steofit oluşumu, kıkırdak aşınması, kondil yüzeyi çatlakları saptanan olgu

osteoblastoma (benign osteoblastoma) genellikle uzun kemik ve vertebra yerleşimi gösteren, çapı 2 cm’den büyük, sınırları belirgin, litik ve sklerotik alanların birlikte yer aldığı ekspansif lezyon oluşturan, birbirleriyle anastomozlar yapan osteoid madde trabeküllerini ile aktif osteoblastik hücrelerden oluşan iyi huylu tümör

osteofit (osteophyte) uzun kemiklerin eklem yüzlerinde, skapulanın glenoid çukurunda, pelvis asetabulumunda, mandibular kondillerde, vertebraların özellikle torasik ve lomber bölümlerinde yaşlılığa bağlı olarak ortaya çıkan, 40 yaşın ilk yıllarında dudaklaşma/ağızlaşma olarak başlayan, 50'li yıllarda giderek belirginleşen kemik dokusu

osteokondroma (osteochondroma) osteokondromatöz ekzostozis;  genellikle diz eklemi kuşağını oluşturan uzun kemiklerde görülen, yüzeyden dışa doğru gelişen kemik dokusu çıkıntısı ile bunun tepesini şapka gibi örten kıkırdak dokusu bileşenlerinden oluşan, çenelerdeki oluşumların kemiklerin bukkal yüzünde saptandığı iyi huylu tümör

osteokondromatozis (osteochondromatosis) herediter multipl ekzostozis; bilateral ve simetrik osteokondromaların varlığıyla karakterize, otosomal dominant geçiş gösteren kalıtsal hastalık

osteomalasi (osteomalacia) erişkinlerde görülen, D vitamini eksikliğinin ya da serum fosfat düzeyindeki düşüklüğün neden olduğu kemiklerin matriks mineralizasyonu bozukluğu

osteomyelit (osteomyelitis) kemik korteksi ve kemik iliğinin birlikte etkilendiği yangı

osteomyelit, aktinomiçes (actinomycotic osteomyelitis) aktinomiçes osteomyeliti; aktinomikotik osteomyelit; anaerob bir bakteri olan Actinomyces israelii'nin neden olduğu, çene travmaları, diş çekimi ya da gangrenli diş varlığıyla tetiklenen, dişeti cebinden başlayarak çene kemiğine dek yayılan,  abseleşmeler ve fistüller içeren, solunum yoluyla akciğerlere ve hematojen yolla çeşitli organlara yayılabilen bir kronik süpüratif osteomyelit türü

osteomyelit, çene kemikleri (salmonella osteomyelitis) çene kemikleri osteomyeliti; periapikal bir abseden gelen ağız florasından kökenli canlı etkenlerin (Porphyromonas gingivalis, Streptococcus sanguis, Streptococcus milleri, prevotella grubu bakteriler, Fusobacterium nucleatum, peptostreptokoklar, vd) neden olduğu irinli yangı

 

osteomyelit, fokal sklerozan (focal diffuse scloesing osteomyelitis; osteitis) osteit; rutin radyolojik incelemelerde oldukça sık görülen, uzun süre tedavi edilmeyen pulpitisli dişlerin apeksi çevresindeki kemik dokusunda küçük bir alanda saptanan kemik yoğunluğu

osteomyelit, Garré (Garré  osteomyelitis) Garré  osteomyeliti; genellikle altçenede lokalize, radyolojik incelemede ortasında küçük kalsifikasyonlar bulunan litik bir lezyon ile lezyona komşu alandaki kemik yüzeyine paralel periost reaksiyonu saptanan özgün bir fokal sklerozan osteomyelit türü

osteomyelit, kronik (chronic osteomylelitis) kronik osteomyelit; akut osteomyeitin kronikleşmesiyle ortaya çıkan, sökestr içerenlerde akut alevlenmelerin saptandığı, deriye fistülleşmelerin ve kemik deformasyonları ile patolojik kırıkların oluştuğu osteomyelit

osteomyelit, kronik süpüratif (chronic suppuretive osteomylelitis) kronik süpüratif osteomyelit; akut osteomyelitlerin yetersiz tedavisi sonrasında ortaya çıkan, hastanın bağışıklık sistemindeki aksamalar sırasında akut alevlenmeler gösteren osteomyelit

osteomyelit, salmonella (salmonella osteomyelitis) salmonella osteomyeliti; hemoglobinopatili hastalarda (orak hücreli anemisi olan çocuklarda), açık yaralara bulaşlarda, sistemik lupuslu hastalarda, diabetlilerde, alkolizmde ve immunosüpresyonlarda salmonella infeksiyonu sırasında ya da direkt inokülasyonla ortaya çıkan irinli osteomyelit

osteomyelit, sklerozan (sclerosing osteomylelitis) sklerozan osteomyelit; kemik yoğunluğunun arttığı, diffüz ya da fokal özgün osteomylelit türü

osteomyelit, süpüratif (suppurative osteomyelitis) süpüratif osteomyelit; irinli osteomyelit; canlı etkenlerin kemiklere bakteriyemilerle, komşuluk yoluyla ya da direkt inokülasyonla girmeleri sonucunda kemik iliğinde nötrofil polimorf eksüdasyonu ve ödemle başlayan,  kemik iliğinde ve kemik dokusunda nekroz ile nekrotik materyale karşı oluşan yangısal tepki döngüsünden oluşan irinli yangı

osteomyelit, tüberküloz (tuberculous osteomyelitis) tüberküloz osteomyeliti; aktif akciğer tüberkülozu hastalarında etkenin kan dolaşımına girmesi sonucu oluşan, genellikle vertebralarda ve uzun kemiklerde görülen osteomyelit olgusu

osteonectin (osteonectin) osteonektin; bağ dokusunda ve kemik dokusunda osteositlerin özgünleşmesi ve kollagewne bağlanmalarında etkili protein

osteopontin (osteopontin) kalsifikasyon olgusunu düzenler, lökosit göçünü yönlendiren protein

osteoporoz (osteoporosis; osteopenia) inaktivite, menopoz, Cushing sendromu (hiperkortizolizm), kemik iliği patolojileri ve tümörleri, kanserlerin kemik metastazları, bazı tümörlerde tümör hücreleri tarafından üretilen peptid yapısındaki maddelerin parathormon gibi etki göstermesi sonucunda iskelet kemiklerindeki yoğunluğun azalması olgusu; hareketsizlik, men­opoz ve travma gibi etki­lerle meydana gelen, kalsiyum azalmasına so­nucu gözenekli bir yapının ortaya çıktığı, spontan kemik (özellikle femur, vertebra ve kalça) kırıkları ve ağrı ile seyreden tablo

osteosarkom (osteosarcoma; osteogenic sarcoma) osteosarkoma; osteojenik sarkoma; tümör hücrelerinin osteoblastik aktivite göstererek osteoid madde üretebildiği mezenkimal hücre kökenli, santral yerleşim gösteren, radyolojisinde periost reaksiyonu görülen litik ya da sklerotik destrüksiyon alanları içeren, hızlı gelişen, prognozu kötü olan habis tümör

osteosarkom, telangiektatik (telangiectatic osteosarcoma) telangiektatik osteosarkoma; damardan zengin olduğu için anevrizmal kemik kistini anımsatan, çenelerde ender görülen osteosarkom türü

oto-destrüktif davranış (auto-destructive behavi­our) kişinin kendi varlığına yönelik ve en ağır türü intihar olan davranış şekli

otistik bozukluk (autistic disorder) çocuklukla başlayan, çevreyle hiçbir duygusal ve duyusal iletişim kurulamayan akıl hastalığı

otogreft (autograft) bir bireyin kendi dokusunun (kemik parçası ya da deri parçası gibi) vücudunun farklı bir bölgesine eklenmesi

otoimmun ensefalit (autoimmune encephalitis) kızamık aşısı sonrası görülebilen ensefalit

otoimmun hastalık (autoimmune disease) bağışıklık sisteminin immun toleransını yitirmesiyle birlikte organizmanın tüm savunma sistemlerinin kendi antijenlerine karşı tepki göstererek otoantikorlar üretmesine, üretilen otoantikorların hücresel ya da sıvısal reaksiyonları tetikleyerek doku zararlarına neden olmasına neden olan, yaşlanmayla birlikte sıklığı artan, kadınlarda daha çok görülen, kalıtsal olabilen, aşırıduyarlık reaksiyonlarıyla (II, III ve IV tipler) karakterize olgu

otoimmun hastalık, organa-özgü (organ-spesific autoimmune disease) organa-özgü otoimmun hastalık; hemolitik anemi, pemfigus vulgaris, Goodpasture sendromu gibi olgularda olduğu gibi belirli bir hücre grubunun antijenlerine karşı gelişen otoantikorların genellikle Tip II aşırıduyarlık reaksiyonlarına bağlı otoimmun zararlar

 

 

otoliz (autolysis) ölümden sonra, öncelikle mide, safra kesesi, pank­reas gibi alanlardan başlayan ve zamanla tüm vücudu ilgilendiren, en­zimlerin ve mikropların etkisiyle oluşan çürüme

otomatizm (automatism) epilepside sık rastlanan, ayaktayken ve hareketler bozulmadan gelen, günlük hareketle­rin yinelenmesiyle karak­terize ancak o sıradaki olayların hatırlanamadığı amnes­tik bir zaman dilimi

otomutilasyon (automuti­lation) kişinin kendi or­ganlarına/vücuduna ciddi biçimde zarar vermesi

otopsi (autopsia) ölüm nedenini, ölüme yol açan etkenlerin vücutta yaptıkları değişiklikleri incelemek amacıyla, kafatası-göğüs-karın boşluklarının açılması ve incelenmesi şeklinde yapılan araştırma yöntemi

otoimmun hastalık, organa-özgü (organ-spesific autoimmune disease) organa-özgü otoimmun hastalık; hemolitik anemi, pemfigus vulgaris, Goodpasture sendromu gibi olgularda olduğu gibi belirli bir hücre grubunun antijenlerine karşı gelişen otoantikorların genellikle Tip II aşırıduyarlık reaksiyonlarına bağlı otoimmun zararlar

otoimmun hastalık, organa-özgü olmayan (non organ-spesific autoimmune disease) organa-özgü olmayan otoimmun hastalık; SLE’de olduğu gibi nükleik asidler ve nükleoproteinler gibi tüm hücrelerin çekirdek yapılarında bulunan antijenlere karşı oluşan otoantikorların yol açtığı genellikle Tip III aşırıduyarlık reaksiyonlarına bağlı otoimmun zararlar

otoimmun tepki (autoimmune reaction) otoimmun reaksiyon; bağışıklık sisteminin kendi öz antijenlerine karşı gösterdiği, otoimmun hastalıklara neden olan tepkiler

otojen pigmentler (autogenous pigments) melanin, lipopigmentler, bakırlı pigmentler gibi endojen pigmentler

otosomal dominant (autosomal dominant; AD) ebeveynlerden birisindeki dominant nitelikli bir mutant genin neden olduğu kalıtım yolu

otosomal resesif (autosomal recessive; AR) anne ve babadan gelen 2 mutant genin karşılaşmasıyla gerçekleşebilen kalşıtım yolu; mutant genin bulunduğu ailelerdeki akraba evliliklerinden doğan çocukların etkilendiği kalıtım biçimi

ödem (edema) kan sıvısı ile ekstrasellüler sıvı arasındaki dengenin yitirilmesi sonucunda kan sıvısının doku aralıklarında kalarak kümeleşmesi; kan/lenf sıvısının damar dışına çıkarak ekstrasellüler aralıklarda ya da seröz boşluklarda toplanması; konjestif kalp yetmezliği, nefrotik sendrom, karaciğer siro­zu, perikarditler, protein kaybı olan bağırsak has­talıkları, glomerulonefrit­ler, bazı ilaçlar, zehirlen­meler, asfiksiler/hipoksiler, hareketsizlik, travma, dolaşım bozukluğu, alerji, tümör gibi nedenlerde or­taya çıkan, kan sıvısının damar dışına çıkarak doku aralıklarına ve seröz boşluklara birik­mesi olgusu

ödem, alerjik (allergic edema) alerjik ödem; anjiyoödem;  akut alerjik tepkilerde (Tip I aşırıduyarlık reaksiyonları) salınan vazoaktif aminler (histamin) vazodilatasyona ve damar geçirgenliğinin artmasına neden olur; rtikerlerde (urticaria; kurdeşen) deride, bronşial astmada bronş muko­zalarında ve alerjik nezlede burun mukozasında oluşan ödemler

ödem, kalp yetmezliğinde (heart failure dependent edema) kalp yetmezliği ödemi; yaygın (generalize) ödem; sağ kalp yetmezliğinde bacaklarda, sakrumda ve genital organlarda başlayarak gelişir; sol kalp yetmezliğinde akciğer ödemiyle başlar zamanla pulmoner hipertansiyon ve sağ kalp yetmezliği gelişir

ödem, obstrüktif (obstructive edema) varis, tromboflebit, gebe uterusun venalar üzerine basıncı gibi nedenlerle venöz akımda bir engelin oluşması kapillerlerdeki hidrostatik basıncın artmasına ve dokulara sıvı çıkmasına neden olur

 

ödem, perifokal (perifocal edema) perifokal ödem; beyin abselerinin ve tümörlerinin çevresinde oluşan ödem

ödem, renal (renal edema) renal ödem; nefritik sendromda ve nefrotik sendromda görülen, glomerül filtrasyonunun azalması ve idrarla protein kaybı (proteinüri) sonucunda oluşan ödem

ödem, yaygın (generalized edema) konjestif kalp yetmezliği, böbrek hastalıkları, hipoproteinemi gibi nedenlerle beliren, vücudun büyük bölümünü etkileyen ödem türü

ödematöz (oedematous) ödemli; ödemle ilgili

ödemi, akciğer (lung edema) akciğer ödemi; sol ventrikül yetmezliği, mitral kapakta darlığı ve/veya yetmezliği, kokain ve eroin, üremi, virüs infeksiyonları, toksik gazlar (karbonmonoksid) ve mide içeriği (kusmuk) aspirasyonu gibi nedenler kapillerlerindeki endotel hücrelerini bozarak damar geçirgenliğinin arttırması sonucu oluşan, sık görülen ödem türü

ödemi, beyin (brain edema) kafa travması, yangı (beyin absesi, ensefalit), beyin kanamaları, hipertansiyon, beyin infarktı, tümörler, zehirler (kurşun zehirlenmesi) gibi nedenlere oluşan ödem

ödemi, hipoproteinemi (hypoproteinemic edema) nefrotik sendrom,  proteinsiz beslenme, vb yol açtığı hipoproteinemi nedeniyle intravasküler kolloidal osmotik basınç düştüğü ve dokulara çıkan sıvıların kapiller kan dolaşımına dönemeyerek dokularda kaldığı yaygın ödem

öfori (euphoria) neşe, güven, mutluluk, zinde­lik, güçlülük, gelecekten çok umutlu olmak gibi duyguların abartılması hali

ölü çürümesi (putrefac­tion) ölü vücut içerisindeki ve dışarıdan gelen mikroplar, böcekler, vücuttaki kimyasal maddeler gibi faktörlerin etkisiyle gelişen, ilk belirtisi ölümü izleyen 36-48 saat içerisinde karnın sağ alt köşesinde yeşil bir leke olarak beliren, infek­siyonlar, sıcak-güneş çarpması, asfiksi, suda boğulma nedenli ölümlerde hızla, zehirlen­melerde ve yeni­doğanların cesetlerinde geç başlayan, tüm vücuda yayılan, 5 yıl içerisinde yumuşak dokuların tümünün kaybolması ile tamamlanan olgu

ölü duhül (death hospitali­zation) birden ölüm nite­liğindeki bir olayda, kişinin öldüğünün çevredekiler tarafından anlaşılamaması ve kur­tarılabilir umudu ile herhangi bir sağlık kuru­luşuna getirilmesi

 

ölü tabutu (involucrum) sökestr (nekrotik kemik parçacıkları) çevresinde oluşan fibröz doku kılıfı

ölü katılığı (rigor mortis) gen­ellikle ölümden 3-6 saat sonra başlayan, vücuttaki kasların yapılarındaki değişme ile ortaya çıkan, kalp-baş-boyun kas­larından başlayarak tüm vücuda yayılan, kasların ileri derecede kasılmasıyla karakterize, ölümden 36-48 saat son­ra beliren çürümenin be­lirmesiyle çözülme dönemine giren katılık; özellikleri: zorlu ekzer­sizler, yüksek ateş, yor­gunluk, çevre ısısının yüksekliği ölü katılığını çabuklaştırır; kaşeksi, soğuk, birden ölüm olay­ları ölü katılığını gecikti­rir; ölüm zamanının ve bazan nedeninin saptan­masında yararlıdır; strik­nin, kloroform, karbon monoksid zehirlenmeleri ile tetanus, donma, güneş-sıcak çarpması ölümlerinde çabuk-güçlü-uzun sürelidir; tam oluştuktan sonra güç kullanarak bozulursa ye­niden meydana gelmez, tamamlanmadan bozulursa yeniden katılaşma olur

ölü morlukları (livor mor­tis) hemolize olmuş kanın, ölünün duruş şekline göre ve yer çekiminin etkisiyle vücudun aşağıda kalan kesimlerine çökmesiyle ve sızması ile meydana gelen, ölüm zamanının ve nedeninin saptanmasına, ölünün yer değiştirip değiştirmediğinin anlaşılmasına yardımcı olabilen kırmızımsı-mor lek­eler; özellikleri: anemili­lerde, kan kaybı olanlar­da, birden ölenlerde görülmez; karbon mon­oksid ve siyanür zehir­lenmelerinde, suda boğulma ve donma olay­larında açık kırmızı renk­lidir; karbondioksid, po­tasyum klorat, klorür ve anilin boyaları zehirlen­melerinde çok koyu mordur; ölü morlukları oluşmaya başladıktan sonraki ilk 8-10 saat içerisinde ölünün pozis­yonu değiştirilirse ölü morlukları da yeni pozis­yona uygun biçimde yer değiştirir; ölü morlukları oluşmaya başladıktan sonraki ilk 10-15 saat içerisinde ölünün pozis­yonu değiştirilirse ölü morluklarının bir bölümü ilk yerinde kalır bazıları yer değiştirir; ölü mor­lukları oluşmaya başladıktan 15. saatten sonra ölünün pozisyonu değiştirilirse ölü morluk­ları yer değiştirmez

ölü soğuması (algor mor­tis) ölümle birlikte vücut ısısının ekstremitelerd­en ve yüzden başlayıp tüm vücudu ilgilendire­cek biçimde azalması (5-15 derecel­ik bir ortamdaki ceset saatte ortalama 1 derece soğur ve tam soğuma or­talama 40 saatte tamam­lanır)

ölüm (death) canlılık nite­liğini kazandıran kalp, solunum ve beyin fonk­siyonlarının yitirilmesiyle yaşamın kesin ola­rak sona ermesi

ölüm-erken belirtiler (early signs of death) önce sinir sisteminin, daha sonra solunum ve dolaşım sisteminin peşpeşe ve çok kısa aralıklarla durması, hare­ketsizlik, 1-2 saat sonra başlayan soğuma, sıvı kaybı(kuruma), kanın pıhtılaşması ve hemolizi, dokularda bozulmalar

ölüm-geç belirtiler (late signs of death) ölü mor­lukları, ölü sertliği, ölü sıkışması, ölü çürümesi

ötanazi (euthanasia) ötenazi; teda­visi mümkün olmayan ve ağrı çeken bir hastaya isteği üzerine yaşamını, acı vermeyen yöntemlerle sona erdirmesi amacıyla yardımda bulunulması