Si-Sz

sialadenit, akut bakteriyel (acut bacterial sialadenitis) akut bakteriyel sialadenit; hiposalivasyona neden olan faktörlerin varlığında Staphylococcus aureus, Streptococcus viridans ve Streptococcus pneumoniae gibi Gram (+) kokların neden olduğu, parotis etkilenmelerinde trismus ile birlikte olabilen, ateş, lökositoz ve abseleşmelerin yol açtığı komplikasyonlara rastlanan akut süpüratif infeksiyon hastalığı

 

sialadenit, kronik sklerozan (chronic sclerosing sialadenitis) kronik sklerozan sialadenit; Küttner tümörü; submandibular tükürük bezlerinde görülen, tek ya da iki taraflı güçlü fibrozis nedeniyle ortaya çıkan büyüme ve katılaşma, ayrıca otoimmun pankreatit, kolanjit, retroperitoneal fibrozis ve lenfadenopati bulgularının da saptanabildiği kronik yangı

sialadenit, radyasyon (radiation sialadenitis) radyasyon sialadeniti; baş-boyun bölgesini içine alan radyoterapi uygulamalarının tükürük bezleri üzerindeki olumsuz etkilerin neden olduğu xerostomia tablosu

sialik asid (sialic acid) hücre yüzeylerinde bulunan, çok sayıda fizyolojik işlevi olan, çeşitli patolojilerde ve ağız mukozasındaki herhangi bir prekanseröz lezyonun kanserleşmesi durumunda serumdaki düzeyinin normalin 2 katına kadar yükseldiği hücre koruyucu molekül

sialokist (sialocyst) parotisin duktal retansiyon kisti; parotis duktusunun obstrüksiyonu sonrasında gelişen, 1-3 cm çapında ağrısız bir şişliğe neden olan,  periduktal alanda güçlü fibrozis ve yamalar biçiminde kronik yangı hücrelerinin saptandığı kistik oluşum

 

sialolityazis (sialolithiasis) tükürük bezlerinin taş hastalığı;  büyük tükürük bezlerinin duktuslarında oluşan taşların neden olduğu, submandibular tükürük bezinde görece sık rastlanan, duktusları tıkayabilen, tıkanan duktusun drene ettiği tükürük bezinde önceleri şişme ve katılaşma basınç atrofisine ve yangısal tepkiye neden olan, sialografi ve ultrasonografiyle görülebilen tablo

sialometaplazi, nekrotizan (necrotizing sialometaplasia) nekrotizan sialometaplazi; sert ve yumuşak damak sınırında görülen, cerrahi girişim ve lokal anestezi gibi yerel travmalar, vasküler patolojiler, orak hücreli anemi gibi nedenlere bağlı olduğu varsayılan iskemilerin neden olduğu küçük tükürük bezlerinde infarktlara yol açan, klinikte malign tümör izlenimi verebilen, geniş sikatrisler bırakarak iyileşen tablo

siderosilikoz (siderosilicosis) demir ve silisyum tozları karışımının solunmasıyla oluşan, Caplan sendromu, pulmoner hipertansiyon, cor pulmonale ve kanser riski yüksek olan pnömokonyoz

sifilis (syphilis) frengi; etkeni Treponema pallidum olarak adlandırılan bir spiroket olan, 4 evresi olan, 1. ya da 2. evre hastalarının penicillin ile tedavisi yapılabilen, 3. evresi sessiz (latent) bir dönem olan, hastaların bir bölümünde 4. evreye özgü organ bulgularının (özellikle sinir sistemi) görülebildiği cinsel yolla ya da kan transfüzyonlarıyla bulaşabilen infeksiyon hastalığı

sifilis stomatiti (syphilitic stomatitis; oral syphilis) sifilistik stomatit; oral sifilis; ağız mukozasında salyangoz izine benzer ülserleşme alanları içeren beyaz renkli plaklar, dilde papüller ve ağrılı çatlaklar görülen, tükürükte çok sayıda spiroketin ve bölgesel lenfadenopatinin saptandığı tablo

sifilis, konjenital (syphilis) gebe annelerdeki sifilis etkeninin plasenta aracılığıyla fetüse geçmesiyle bebekte saptanan frengi

sikatris (cicatrix) nedbe; doku kayıplarının onarımı için meydana gelen granülasyon dokusunun bağ dok­usuna dönüşmesiyle or­taya çıkan doku

sikatrisyel pemfigoid (cicatricial pemphigoid) dişetleri, özofagus ve larinkste oluşan, iyileşirken yerlerinde sikatrisler bırakan ülserler ile bunların neden olduğu özofagus ve larinks darlıkları ile karakterize pemfigoid türü

siklin (cyclins) hücre siklusunun sürekliliğini sağlayan proteinler

sikline bağlı kinazeler (cyclins; cyclin-dependent kinases; CDKs) siklinlerle kompleksler oluşturduklarında aktive olan, siklusun değişik dönemlerinin birbirlerine geçişini sağlayan farklı kombinasyonlar oluşturan, hücre siklusunun sürekliliğini sağlayan protein kinazeleri 

siklofreni (cyclophrenia) bkz psikoz manyak de­presif

 

sikloid (cycloid) sevinç ve kederin bir arada bulun­duğu, klinik bulguları haf­if ve prognozu iyi bir psikiyatrik tablodan oluşan kişilik yapısı (hastalık ol­arak nitelenen ağır şekli manik-depresif olarak tanımlanan klinik tablodur)

sikloid kişilik (cycloid per­sonality) bkz siklotimik kişilik

siklotimi (cyclothymia) hi­pomanik ve depressif dönemlerle seyreden kişilik bozukluğu; affektif kişilik, sikloid/ siklotimik kişilik

siklotimik kişilik (cyclo­thymic personality) za­man zaman konuşkanlık, öforik davranışlar, yüzeysel dostluklar kur­ma gibi bulgularla karak­terize, hipomani ve ekzal­tasyon hali gösteren, bazen de sıkıntı, karar verememe, aşağılık ve değersizlik duyguları, hu­ysuzluk ve az konuşma ile kendini gösteren depresyon tablosu içerisine giren kişilik yapısı

silikat (silicate) kayaların ve toprağın yapısında bulunan mineral

silikon granülomu (silicone granuloma) estetik amaçlı uygulanan sıvı silikon injeksiyonuna bağlı, uygulamayı izleyen 6ay-15 yıl içinde sonrasında ortaya çıkabilen, granülomatöz lezyon

silikonoma (siliconoma) dudak ve meme estetiği amacıyla uygulanan sıvı silikon injeksiyonunun doku içinde oluşturduğu silikon granülomu kitlesi

silikoz (silicosis) silikozis; zımpara işleri, mermer ve granit işleri, seramik, porselen ve kaolin işleri, metal döküm işleri emekçilerinde görülen, silisyum içeren tozların solunmasıyla ortaya çıkan meslek hastalığı; toprak işlerinde ve silikat minerali kullanılan tekstil üretiminde çalışanlarda görülebilen KOAH ile akciğer ve plevra tümörlerinin görüldüğü pnömokonyoz tablosu

silikozis, akut (acute silicosis) akut silikoz; silisyum tozlarının akut ve yoğun biçimde solunmasıyla akciğer alveollerinde lipoproteinsi bir madde ve nekrotik hücrelerin oluştuğu tablo

silikozis, kronik (chronic silicosis) kronik silikoz; silisyumlu partiküllerin uzun süreli solunmasıyla beliren, akciğerlerde güçlü fibrozis ve silikotik nodüller (silisyum içeren fibröz nodüller), plevra yapışıklıkları, güçlü emfizem ve “balpeteği akciğer” bulguları izlenen, pulmoner hipertansiyon ile tüberküloz riski çok yüksek olan pnömokonyoz

silinti halkası (tattooing) namludan geçen mermi çekirdeğinin burada bulu­nan yağ, is ve pası berab­erinde taşıması ve deride çarptığı yere bırakmasıyla oluşan, si­lindiğine ya da yıkandığında çıkabilen, merminin giriş deliğini kuşatan halka

simülasyon (simulation) bir hastalığın taklit edilmesi; yanıltma amacına yönelik davranış; te­maruz

sinovit (synovitis) eklem kılıfları ve yastıklarında eklemlere aşırı yüklenme, bakteri infeksiyonları, otoimmun hastalıklar, vd gibi nedenlerle ortaya çıkan, ağrı ve hareket kısıtlamasına neden olan yangı

sinovyal enkondromatosis (synovial chondromatosis) çoğunlukla diz ve bilek eklemlerinin sinovyal hücrelerde görülen, eklem boşluğunda çok sayıda ve irili-ufaklı kıkırdak küreciklerinin oluştuğu kıkırdak metaplazi

sinovyal sarkom (synovial sarcoma) eklem kılıfları ve yastıklarının kanseri

siper ayağı (trench foot) uzun süren ve tekrarlayan soğukların etkisinde kalanların ayaklarındaki arterlerin intima tabakalarında proliferasyon ve lümenlerinde tıkanma (endarteritis obliterans) nedeniyle oluşan gangrenler

sirtuin (sirtuin) sirtuinler apoptozisi engelleyen, metabolizmayı hızlandıran, insülin duyarlılığını (enerji üretimini) düzenleyebilen ve serbest oksijen radikallerinin oluşumunu engelleyerek yaşlanmayı yavaşlatabilen protein ailesi

sistematik hezeyan (sys­tematic delusion) ha­stanın tüm benliğiyle in­andığı, üzerinde yorumlar yaptığı, iddia­larda bulunduğu ve açıklama aşamaları içeren, paranoyada görülen hezeyan türü

sistematizasyon (system­atization) bir sisteme göre düzenleme; psikiyatride, fikirlerin belirli bir noktada yoğunlaşması

sistemik (systemic) yaygın; vücudun tümünü ya da büyük bir bölümünü etkileyen

sistemik lupus eritematozus (systemic lupus erythematosus; SLE) lupus; tüm hücrelerin çekirdek yapılarında bulunan nükleik asidler ve nükleoproteinler gibi nükleer antijenlere karşı oluşan otoantikorların (ANA) yol açtığı, organizmanın tümünü etkileyebilen (özellikle deri, eklemler, böbrekler ve seröz zarlar), genellikle Tip III ve II aşırıduyarlılık reaksiyonlarına neden olan otoimmun hastalık

sistemik yangısal tepki sendromu (systemic inflammatory response syndrome; SIRS) vücudun herhangi bir yerindeki lokalize bir yangının uyardığı sistemik ve abartılmış tepkiler kümesi; sepsis olgusunun 2016 yılında yeniden değerlendirilmesi ve kriterlerin düzenlenmesiyle birlikte izlenmesi “ardışık organ yetmezliği değerlendirmesi” protokolü ile yapılan bulgular kümesi; SIRS tanısındaki kriterler-vücut ısısı: >38 <36; nabız: >90/dak; solunum sayısı: >20/dak; lökosit sayısında değişme (lökositoz, nötropeni)

sistoskopi (cystoscopy) mesanenin özel araçla (sistoskop) incelenmesi

sitokin (cytokine) hücrelerarası iletişimi sağlayarak immun sistemin senkronizasyonunda, hematopoezde görev alan, birbirlerinin sentezini tetikleyen ya da azaltan, küçük molekül ağırlıklı glikoprotein, protein ya da peptid niteliğindeki moleküller

sitokin, anti-inflamatuvar (anti-inflammatory cytokines) yangısal tepkileri baskılayan ve güçsüzleştiren sitokin

sitokin, endokrin etki (endocrine action ) bir sitokinin kendisini üreten hücrelerden uzaktaki hücreleri etkilemesi

sitokin, otokrin etki (autocrine action ) bir sitokinin kendisini üreten hücreyi etkilemesi

 

sitokin, parakrin etki (paracrine action ) bir sitokinin kendisini üreten hücrelere komşu hücreleri etkilemesi

sitokin, pro-inflamatuvar (pro-inflammatory cytokines) yangısal tepkileri tetikleyen ve güçlendiren sitokin

sitokin fırtınası (cytokine storm) makrofajlar ve T-lenfositlerinin gereğinden çok fazla sitokin üreterek bağışıklık sisteminin ve hücrelerarası iletişimin aksamasına neden olan çok sayıda medyatörün aktive olduğu tablo

sitokin reseptörleri (cytokine receptors ) hücrelerin yüzeylerinde bulunan, sitokinlere bağlanarak üretimlerini ve etkinliklerini arttırabilen aksesuar proteinler

 

sitoloji (exfoliative cytology; cytopathology) sitopatoloji; eksfoliatif sitoloji; vücudun dış ve iç yüzeylerinden dökü­len hücreleri içeren sıvıların (perikard sıvısı, periton sıvısı, plevra sıvısı, eklem sıvısı, tükürük, serebrospinal sıvı, mide sıvısı, idrar, vajina) uygun yöntemlerle alınıp incelenmesi tekniği

sitoloji, fırça (brush cytology) örneklerin özel fırçalarla alındığı, mikroskopik inceleme aşamasında bilgisayara aktarılan görüntülerin özel bir yazılım yardımıyla değerlendirildiğinde „bilgisayarlı fırça biyopsisi“ (computed brush cytology) olarak nitelenen sitoloji tekniği

sitomegalik inklüzyon hastalığı  (cytomegalic inclusion disease)  lösemilerde ve immunosüpresyonda (özellikle HIV/AIDS) olgularında rastlanan, erişkinlerde akciğer (pnömoni), bağırsak (ülserler) ve göz (koriyoretinit) etkilenmeleri, tükürük bezlerinde büyümeler ile enfositoz saptanan,   intrauterin infeksiyonların düşüklere ve erken doğumlara yol açtığı, bebeklerde hepatosplenomegali, trombositopeni, hemolitik anemi ve buna bağlı ikter, görme ve işitme kusurları, beyinde ventriküller çevresinde zamanla kalsifiye olan minik nekrozlar ve zeka geriliği ile pnömoni gibi komplikasyonlarının geliştiği herpesvirüs infeksiyonu

siyanoz (cyanosis) konjesyonun etkilediği organlarda venöz drenajın bozulması nedeniyle kan geriye doğru birikir, organ morumsu mavi bir renk alır (siyanoz), bu renk karboksihemoglobin içeren eritrositlerin renginden kaynaklıdır

 

siyanür zehirlenmesi (cya­nide poisining) solunum yolu, sindirim yolu ve deriden vücuda girebilen siyanür asidi tuzlarının hemoglobini methemog­lobine dönüştürmesi ve alyuvarlardaki enzimleri bozması ile ortaya çıkan solunum güçlüğü, soluğun ve organların ba­dem kokusu vermesi, siyanoz, başağrısı, bulantı, kusma, konvülsi­yonlar, koma ve solunum felciyle kısa sürede ölüme neden olan tablo

skuamöz epitel (squamous epithelium) deride örtücü, orofaringeal mukoza, anal bölge, vb alanlarda döşeyici bir katman oluşturan, fiziksel, kimyasal ve immünolojik nitelikleriyle patojen etkenlerin dokulara girişini ve olumsuz etkilerini önleyen doğal bağışıklık sistemi bileşeni

Sjögren sendromu (Sjögren syndrome) tükürük bezlerinin etkilenmesi bağlı xerostomia ve gözyaşı bezlerinin etkilenmesiyle ortaya çıkan xerophthalmia (keratoconjunctivitis sicca) bulgularının ön planda oduğu, pirimer ve sekonder tipleri olan, ağız ve göz kuruluğu bulgularının ve komplikasyonlarının saptandığı, tükürük ve gözyaşı bezlerinin etkilenmesi kadar otonom sinir sistemindeki işlevsel bozuklukların da önemli olduğu,  50’li yaşlardaki kadınlarda anemi, lökopeni, eozinofili, hipergammaglobulinemi, sedimentasyon yükselmesiyle başlayan, serum anti-Sjögren sendromu antikoru A (anti-SSA; anti-Ro) ve anti-Sjögren sendromu antikoru B (anti-SSB; anti-La) düzeylerinin belirlenmesiyle tanı konulan, zamanla lenfomaların oluşabildiği sendrom

Sjögren sendromu, primer (primary Sjögren syndrome) primer Sjögren sendromu; hepatitis C virus (HCV), human retrovirus 5 ya da Epstein-Barr virüsü gibi canlı etkenlerin tetiklediği varsayılan otoimmun kökenli Sjögren sendromu

Sjögren sendromu, sekonder (secondary Sjögren syndrome) sekonder Sjögren sendromu; romatoid artrit, sistemik lupus eritematozus (SLE), skleroderma, polimiyozit, vaskülit, primer biliyer siroz ve kronik aktif hepatit gibi hastalıkların bileşenlerinden biri olarak saptanan Sjögren sendromu

skiröz (schirrosis) desmoplastik; fibröz doku artışına bağlı katılaşma gösteren

skleroderma (scleroderma; progressive systemic sclerosis) progresif sistemik skleroz; deri tutulmasının ön planda olduğu, tüm vücudu etkileyebilen yoğun kollagen birikimine ek olarak angiopatilerin oluştuğu, ilk belirtisi Raynaud fenomeni olan otoimmun hastalık

sklerozan osteomyelit, diffüz (diffuse scloesing osteomyelitis) diffüz sklerozan osteomyelitler; kronik periodontal infeksiyonların neden olabileceği, alevlenmeler gösterebilen, eskiyen lezyonlarda kemik yoğunluğunun arttığı ve periost reaksiyonu belirdiği saptanan özgün osteomyelit türü

skuamöz epitel (squamous epithelium) çok katlı yassı epitel; ağız boşluğu, deri, özofagus, vulva, vagina, uterus serviksi gibi alanları örten/döşeyen, bulunduğu yüzeyin niteliğine göre keratinleşmenin saptandığı, deri yüzeyinde adneksler (kıl folikülleri, yağ ve ter bezleri) içeren epitel dokusu; deride örtücü, orofaringeal mukoza, anal bölge, vb alanlarda döşeyici bir katman oluşturan, fiziksel, kimyasal ve immünolojik nitelikleriyle patojen etkenlerin dokulara girişini ve olumsuz etkilerini önleyen doğal bağışıklık sistemi bileşeni

skuamöz hücreli karsinom (squamous cell carcinoma) doğrudan kanser olarak başlayan ya da prekanseröz bir lezyonun invazif nitelik kazanmasıyla ortaya çıkan, baş-boyun bölgesinin derisinde, ağız mukozasında, bronşlarda görece sık oluşan kanser; ağız mukozasının her yerinde görülebilen, tonsilla ve dil kökü yerleşimi gösterenlerde HPV16’nın saptandığı malign tümör

skuamöz hücreli karsinom, ağız tabanı (oral squamous cell carcinoma, floor of the mouth) ağız tabanı skuamöz hücreli karsinomu; çevresinde eritrolökoplaki niteliğinde alanlara rastlanan, kısa sürede submandibuler lenf düğümlerine metastaz yapan katı, iyileşmeyen ve ağrısız ülserli invazif kanser

skuamöz hücreli karsinom, damak (oral squamous cell carcinoma, palatal) genellikle yumuşak damakta rastlanan, sigarayı yanan ucu ağız içerisinde tutarak (reverse smoking) tüketen toplumlarda sık görülen, lökoplaki ya da eritroplaki zemininde oluşan endofitik kanser

skuamöz hücreli karsinom, dil (oral squamous cell carcinoma, tongue) dilin skuamöz hücreli karsinomu; çoğu eritroplaki zemininden kökenli, ülsero-vejetan ya da infiltran nitelik gösteren,  kısa ağrıya ve yutma güçlüğüne neden olan, ½'si dil kenarlarında ve arka bölümlerde ortaya çıkan, submandibuler ve servikal lenf düğümlerine metastaz yapan invazif kanser

skuamöz hücreli karsinom, dişeti (oral squamous cell carcinoma, gingival) dumansız tütün ve benzeri alışkanlıkların neden olduğu lökoplakilerden veya eritroplakilerden kökenli, periodontal membran ve kemik invazyonu bulunan olgularda dişlerde sallanmalar ve dökülmelerin saptandığı kanser

skuamöz hücreli karsinom, dudak (oral squamous cell carcinoma, lips) dudak kanseri; dudak karsinomu; güneş ışınlarının (actinic cheliosis) ve tütün kullanımının (pipo) etkisiyle genellikle alt dudakta saptanan, tepe noktasında üzeri krutla örtülü iyileşmeyen bir ülser bulunan ekzofitik (ülserovejetan) kitle

skuamöz hücreli karsinom, yanak (oral squamous cell carcinoma, labial) dumansız tütün ve benzeri alışkanlıkların neden olduğu lökoplakilerden kökenli karsinom

 

skuamöz odontogen tümör (squamous odontogenic tumor; SOT) Malassez ve Serres epitel artıklarından kökenli, üstçene tümörlerinin ön dişler bölgesinde, altçene tümörlerinin ise arka dişler kesiminde oluştuğu,  dişlerde periodontal membran ile alveol kemiği yıkımına bağlı olan sallanmalar saptanan, radyolojisinde diş köklerini kuşatan sklerotik sınırlı litik bir lezyon görülen, mikroskopisinde kollagen demetlerinden yapılı stroma içinde skuamöz epitel hücrelerinin oluşturduğu küre ya da virgül biçiminde adacıklar bulunan tümör

sodomi (sodomie; sodo­my) anal yolla cinsel te­mas biçiminde görülen seksüel ilişki; hayvanla cinsel temas kurma şeklindeki parafilik dav­ranış

soliter kemik kisti (solitary bone cyst; unicameral bone cyst) travmatik kemik kisti; genellikle uzun kemiklerde oluşan, uniloküler (soliter) ve sklerotik sınırlı, ekspansiyon yapmayan, patolojik kırık nedeni olabilen yalancı kemik kisti (kistik kemik lezyonu)

 

solunum, hırıltılı (wheezing) hırıltılı solunum;  bronşial astma, üst solunum yolları darlığı (yabancı cisim; tümör), akciğer ödemi (özellikle sol kalp yetmezliği) , pulmoner embolus, kronik bronşit ve carcinoid sendromu olgularında saptanan gürültülü solunum

solunum arresti (acute res­piratory arrest) koma, travma-allerji-infeksiyon gibi nedenlere bağlı akut larinks-glottis ödemi, la­ringospazm, ani ve güçlü gelişen kalp arresti, suf­fokasyon ve suda boğulma, güçlü kafa trav­masına bağlı solunum merkezi etkilenmesi, göğüs boşluğuna yönelik penetran travmalar, servikal vertebra lezyonları, aşırı dozda alınan bazı ilaçlara bağlı solunum de­presyonu ve apne gibi nedenlere bağlı ani solunum durması

solunum durması (acute respiratory arrest) bkz solunum arresti

solunum güçlüğü sendro­mu, çocuk tipi (infantile respiratory distress syn­drome; IRDS) prematüre çocuklarda görülen, akci­ğerin hyalin membran hastalığı ya da atelektazi­sine bağlı olarak gelişen, bebeğin solunum yapam­aması ile karakterize ta­blo

 

solunum güçlüğü sendro­mu, erişkin tipi (adult respiratory distress syn­drome; ARDS)
pnömoniler (özellikle covid 19), mide içeriğinin solunum yol­larına kaçması, direkt göğüs travmaları, uzun süreli derin şok tablosu, yanıklar, suda boğulma, yağ embolizmi, yoğun kan transfüzyonları, kardiyopulmoner bypass, oksijen zehirlenmesi, akut hemorajik pankreatit gibi nedenlerle oluşan solu­num güçlüğü ve buna bağlı hipoksemi tablosu

 

solunum yetmezliği (res­piratory failure) bronşların ve bronşiollerin tıkanması, akciğer parenkimal etkileyen patolojiler, göğüs boşluğu hareketle­rini engelleyerek solunu­mun bozulmasına yol açan faktörlerin varlığında görülen, akciğer ve kan arasındaki gaz alış-verişinin bozul­ması olgusu

somatik (somatic; somati­cus) vücut yapısına ait; vücutla/hücreyle ilgili

somatik ölüm (somatic death) canlı hücrede tüm aktivitelerin kaybı; insan vücudunun ölümü somatizasyon bozukluğu (somatization disorder) çok sayıdaki hastalık belirtileriyle değişik hekim­leri dolaşma, bu şikayetlerini gidermek için değişik nitelikte ve bol miktarda ilaçlar alma ile karakterize bir histeri türü

somnambulizm (somnam­bulism) uyurgezerlik

somnolans (somnolence) uyku hali; dalgınlık

somnolans sendromu (somnolence syndrome) kanser tedavisi amacıyla radyoterapi yapılan çocuklarda görülen dalgınlık, iştahsızlık, irri­tabilite, EEG bulguları ile seyreden ve tedaviyle düzelen sendrom

smegma (smegma) erkekler sünnet derisi (preputium) mukozasındaki yağ bezlerinden salgılanan erkekler için endojen, kadınlar için ekzojen bir karsinojen  

smog (smoke+fog) toksik sis; fosil yakıtlarının tüketilmesiyle açığa çıkan NO2, SO2, CO gazlarının nemli hava ile oluşturduğu, büyük şehirlerdeki hava kirliliğine neden olan, akciğer kanseri ve KOAH gibi solunum yolları hastalıklarına neden olan toksik gaz

sosyopat (sociopath) top­lum kuralarına aykırı davranışlarla karakterize kişilik bozukluğu olan

sosyopatik kişilik (socio­pathic personality) sosyopatlara özgü davranış bozuklukları içeren kişilik bozukluğu

sökestr (sequestrum) osteomyelit odağındaki nekrotik kemik parçacıkları

sönestopatik hezeyan (co­enesthopathic delusion) bkz senestopatik halüsi­nasyon

SPARC (secreted protein acidic and rich in cysteine) yara iyileşmesini izleyen remodeling döneminde etkili olan bir angiogenezis inhibitörü

spastik (spastic) hiperto­nik; kas tonuslarının nor­malin üzerinde olmasına bağlı olarak meydana ge­len abartılmış hareketler

spastik paralizi (spastic paralysis) üst motor nöron lezyonları sonu­cunda oluşan, felçli bölgedeki görülen spastisite ve tendon refleksi artışıyla ka­rakterize tablo

spastik yürüyüş (spastic gait) kolların ve bacakların uyumsuz ve vücudun büzüşmüş görünümüyle karakterize yürüyüş

spastisite (spasticited) spastik görünümde; kas artış düzeyi

spazm (spasm; spasmus; spasmos) bir kasın ya da kas grubunun birdenbire, şiddetli ve ağrılı biçimde kasılması; bir kanal ya da vücut deliğinin birdenbire daralması; kramp

spermatozoid (spermato­zoid) erkek üreme hücresi; dişi yumurtasını dölleyen, testislerde oluşan, ejakülasyon sırasında semen sıvısıyla birlikte dışarı atılan, baş ve kuyruk gibi iki ana bölümden oluşan hare­ketli hücre; spermato­zoon

spesifik (spesific) özgün

splenektomi (splenecto­my) dalağın ameliyatla çıkarılması

spinal hemipleji (spinal hemiplegia) omurilik lez­yonu sonrası oluşan felç

spinal kompresyon (spinal compression) vertebra kırığı, kanama, tümör gibi nedenlerle oluşan ve omuriliğin hacım ve yer değiştirmesine neden olan, ağrı, duyu kusuru hareket bozukluk­larıyla sonlanan olgu

spiral kırık (spiral fracture) kemiğin bükülmesiyle oluşan kırık; torsiyon kırığı

splinter kanama (splinter hemorrhage) infektif endokarditlerde tırnak yataklarında saptanan koyu kırmızı renkli çizgiler

spontan (spontaneous) spontane; kendiliğinden olan

spontan kanama (sponta­neous hemorrhage) nede­ni belli olmadan, kendi­liğinden başlayan kanama

spontan regresyon (spontaneous regression) bağışıklık sisteminin güçlü olduğu bireylerdeki bazı kanser türlerinde görülen küçülme ya da tümüyle silinme olgusu

stabil hücre (stabil cell; postmitotic cell) karaciğer epitel hücreleri, böbrek tubulus hücreleri, fibroblastlar, endotel hücreleri ve osteoblastlar gibi G0 evreleri ve yaşam süreleri uzun, mitotik aktiviteleri kısıtlı olan, gerektiğinde çoğalabilen hücreler

Starling kuralları (Starling’s laws) ödem mekanizması; kan sıvısının kapiller damarlardan dokulara girişi ve dokulardan kapillerlere dönüşü ile ilgili mekanizmanın kuralları; hidrostatik basınç ve kolloidal osmotik basınç dengelerinin kuralları; kapillerlerdeki hidrostatik basıncın yükselmesi ya da kolloidal osmotik basıncın azalması dokulara sıvı çıkışını arttırır; dokulardaki hidrostatik basıncın azalması ya da kolloidal osmotik basıncın yükselmesi kandan gelen sıvının kapillerlere dönüşünü azaltır

statik demans (static de­mentia) kafa travması, kalp krizi veya beyin kan­aması gibi bir hastalıktan sonra oluşan, değişmeden seyreden bu­nama hali

status asthmaticus (status asthmaticus) tedaviye direnç gösteren güçlü astma ataklarının izlendiği tablo

status epileptikus (status epilepticus; status con­vulsivus) grand mal epi­lepsi hastalarında saatler-günler boyu sürebilen ve genellikle ilaç tedavisinin birdenbire kesilmesiyle beliren, aralıksız epilepsi nöbetleriyle karakterize, ölümle sonlanabilen tablo

status lacunaris (status lacunaris) beyindeki bazal ve intraserebral arterlerin aterosklerozunda ve aterom çamuru embolizminde bazal gangliyonlarda nekroz, bunların erimesi ile oluşan küçük kistler

stenoz, mide (gastric stenosis) kronik ülserlerin çevresindeki granülasyon dokusunun giderek sikatrisleşmesi nedeniyle oluşan büzüşmeye bağlı lümen daralması

stereotipi (stereotypie; stereotypy) kinetik ti­pine bazı sözcüklerin, bir şarkının bir bölümünün, anlamlı/anlamsız bir ha­reketin, bir kelime yazımının tekrar tekrar ve önlemez şekilde söylenmesi/ yapılması ile karakterize davranış; akinetik tipinde, hastanın, vücudunu belirli bir pozisyonda günlerce/ haftalarca tutmasıyla ka­rakterize davranış

steril (sterile) kısır; mik­ropsuz

sterilite (sterility) kısırlık; mikropsuzluk

Stevens-Johnson sendromu (Stevens-Johnson syndrome) genellikle ilaçlara ve infeksiyon hastalıklarına karşı gelişen, ağız mukozasının yanı sıra deride, farinkste, larinkste, özofagusta, konjunktivalarda ve genital mukozada çok sayıda ağrılı büller, veziküller ve erozyonların oluşabildiği, klinik özellikleriyle erythema multiforme'yi anımsatan, deri ve mukoza lezyonlarının yanı sıra pnömoni, nefrit ve myokardit belirtileri görülebilen, prognozu kötü tablo

Stewart-Treves sendromu (Stewart-Treves syndrome) radikal mastektomi operasyonundan sonra ortaya çıkan angiosarkom

stimulus (stimulus) uya­ran

stimülasyon (stimulation;nstimulatio) uyarma eyle­mi

stomatit (stomatitis) ağız mukozasındaki her türlü yangısal tepki

stomatit, diabetik (stomatitis in diabetes mellitus) diabetik stomatitler; bir bölümü dolaşım bozukluklarına ve ağız kuruluğuna (xerostomia), diğerleri ise nötrofil polimorflarda saptanan kemotaksis ve fagositoz defektleri gibi bağışıklık sistemindeki sorunlarına bağlı olan, periodontal hastalıklar, Candida infeksiyonu ve ketoasidozu olan hastalarda mukor gibi bulguların saptandığı stomatit

stomatit, dumansız tütün (smokeless tobacco stomatitis) dumansız tütün stomatiti; tütün çiğneme ya da tütün içeren ürünlerin yanak-dişeti arasındaki olukta tutulmasına bağlı,  hiperkeratoz içeren, çok uzun süreli kullananlarda kanser riskinin yüksek olduğu boynuzsu (verrüköz) çıkıntıların saptandığı prekanseröz lezyon

stomatit, ilaç (stomatitis medicamentosa)ağız mukozasında  ilaçların yan etkisi olarak ortaya çıkan yangısal tepkiler

stomatit, nikotin (nicotine stomatitis; nicotine palatinus) nikotin stomatiti; uzun süreli ve çok miktarda pipo/sigar içenlerde sert damakta saptanan, lökoplaki ile birlikte olabilen, küçük tükürük bezlerinin duktus ağızlarına uyan yerlerde kırmızımsı çöküntülerin oluştuğu, kanserleşme eğilimi olabilen lezyon

stomatit, onkoterapi (oral mucositis) onkoterapi stomatiti; kanser tedavisinde kullanılan radyoterapi, kemoterapi ve immunoterapi sırasında beliren, ağız mukozasında hiperemi ve erozyonlu lezyonlarla karakterize, ağız florasında Streptococcus mutans, Lactobacillus grubu ile Candida türlerinde sayısal artışa yol açan, Gram(-) bakteriler ile psödomonasların kolonizasyonuna neden olan,  onkoterapiden en çok etkilenen yanak mukozası, dudak içyüzü, ağız tabanı, dilaltı, yumuşak damak gibi keratin içermeyen alanlarda erozyon ve ülser alanları oluşan, mukozitin yanı sıra hiperkeratoz, tat alma bozuklukları, ağız kokusu, ağız kuruluğu, uçuklar, disfaji, lenfadenopati, vb bulgular içeren stomatitler

stomatit, organ transplantasyonu sonrası (stomatitis in the transplant patient) organ transplantasyonu sonrası görülen stomatitler; çoğunlukla kemik iliği transplantasyonu yapılan hastalarda olası akut doku reddi reaksiyonlarını önlemek için uygulanan immunosupresyonda liken planus’u anımsatan mukozitler,  veziküler lezyonlar, herpesvirüs infeksiyonları ile skuamöz hücreli karsinom riski

stomatit, otoimmun (autoimmune stomatitis) ağız boşluğunu döşeyen skuamöz epitele özgü, lokalizasyon seçimi olmayan, otoimmun antikorların varlığından kökenli, kısa sürede patlayarak ağrılı erozyonlara dönüşen vezikül ve bül oluşumunun ön planda olduğu stomatit

strangulasyon (strangulation) saplı organların/dokuların sapları üzerinde dönmeleri (iskemi ve infarktla sonlanabilir)

stratum intermedium (stratum intermedium) iç mine epiteli ile mine pulpası arasındaki 2 sıralı kübik hücreden oluşan bölme

stres reaksiyonu (stress reaction) savaş, açlık, hastalık, yaralanma, doğal afetler, kötü haber vb gibi bireyin huzur ve güvenini bozan önemli olaylar sırasında, o za­mana kadar herhangi bir psikiyatrik bozukluğu ol­mayan kişide geçici ola­rak beliren anksiete, pa­nik, depresyon, konfüzyon, nörovejetatif bozukluk bulgularıyla ka­rakterize nöroz, psikoz ya da kişilik bozukluğu

striknin zehirlenmesi (strychninism; strych­nine poisoning) beşduyunun algılamasında aşırı artma, küçük uyaranlarla oluşan tonik konvülsiyonlar, kusma bulgularıyla beli­ren, güçlü zehirlenme­lerde solunum felciyle ölümle sonlanan tablo

stupor (stupor) tam bilinç kaybına yakın dalgınlık hali; yinelenen uyaranla­ra yetersiz tepkilerin gösterildiği dalgınlık hali

stuporlu melankoli (me­lancholie stupeureuse; melancholia atonita) hastanın saatlerce/günlerce konuşmadan ve hareket etmeden durduğu, çok sıkıştırılınca birkaç basit sözcükle yanıt verdiği, aniden saldırgan hale geçebildiği akıl hastalığı

su basıcı etkisi (fluid pressure effect) içi sıvı ya da yumuşak dokuyla dolu organlara gelen kinetik enerjisi yüksek merminin neden olduğu, mermi çekirdeğindeki enerjisin sıvıya/dokuya geçmesiyle oluşan organ patlaması

subaraknoidal kanama (subarachnoidal haemor­rhage) beyin zarları olan araknoid ile pia mater arasında, özellikle travma ve anevrizma yırtılması gibi nedenlerle oluşan, subaraknoidal boşluğun tümüne yayılan beyin kanaması

subdural (subdural) dura materin hemen altında

subdural hematom (subdu­ral hematoma) bkz sub­dural kanama

subdural kanama (subdural haemorrhage) beyin zar­larından olan pia ile dura mater arasında, çoğu kez vena yırtılması sonucu gelişen, bazen tüm beyni sarabilen, yavaş geliştiği için her zaman ölümle sonlanmayan, bebeklerde travma (doğumda), erişkinlerde travma dışında B vitamini eksik­liği ve kronik alkolizm sonucu oluşabilen kanama

subkutan emfizem (sub­cutaneous emphysema) genellikle intratorasik ya­ralanmalar, injeksiyonlar vb durumlarda derialtı dokusu içerisinde hava girmesi

sublingual keratoz (sublingual keratosis) ağız tabanı ve dilaltı mukozasında saptanan, keratin tabakası içeren beyaz renkli plaklar

subperiostal abse (subperiostal abscess) akut osyeomyelitlerde irinli yangının periost altında oluşturduğu lezyon

suçiçeği stomatiti (varicella stomatitis) suçiçeği olan çocuklardaki ağız mukozasında çok sayıda erozyonların oluştuğu stomatit; varicellovirus (HHV3; VSZ) infeksiyonunda vezikül olarak başlayan zamanla püstüle dönüşen deri lezyonlarının görüldüğü, mukoza lezyonlarına da rastlanabilen, 2-3 hafta içinde iz bırakmadan iyileşen, latent duruma geçerek sensitif sinirlerde ve gangliyonlarda saklanan virüsün bağışıklık sistemindeki aksamalar (kanser, immunosupresyon) ve m.spinalis operasyonlarına bağlı travmalarla aktifleşmesiyle zona (herpes zoster) hastalığına neden olan tabloda saptanan deri lezyonlarının yanı sıra ağız mukozasıda da oluşabilen lezyonlar

suçluluk hezeyanları (culpability delusions) ken­disinin kötü, günahkar, suçlu ya lanetlenmiş olduğuna, bunun ce­zasını ve zararını çevresindeki tüm yakınlarının göreceğine inanmakla karakterize, hastayı intihara sürükleyebilen hezeyan türü

 

suda boğulma (submer­sion; drowning; immer­sion) solunum yollarına giren herhangi bir sıvının neden olduğu, yüzme bilmemek, kolların-bacakların bir yere takılması, kramp, tekne çarpması gibi kaza ya da intihar/cinayet orijinli, soğumanın ve ölü mor­luklarının çok çabuk oluştuğu, deride ürperme ve tavuk derisi görünümü, ellerde­-ayaklarda buruşma (çamaşırcı eli), ağız-burun önünde mantar köpüğü gibi bulgularla karakterize mekanik asfiksi türü

suffokasyon (suffocation) ağız, burun, larinks, trak­ea gibi solunum ha­vasının girdiği/geçtiği yerlerin kapanması/tıkanması, solunum hare­ketlerinde birinci dere­cede görevi bulunan karın ve göğüs hareketlerinin sıkışmaya bağlı olarak engellenmesi gibi neden­lerle ortaya çıkan, küçük çocuklarda ve bebeklerde genellikle cinayet, bazan kaza orijinli, erişkinlerde ise genellikle kaza, bazan cinayet orijinli olan asfik­si türü

suisid (suicide) inti­har

süjestibilite (suggestibility) kolayca kandırılabilme hali

sülfür tanesi (sulphur granule) aktinomiçes abselerinin fistüllerinden gelen, 1-2 mm çapında, sarı renkli bakteri kolonileri

süperantijen (superantigen) Staphylococcus aureus, Streptococcus pyogenes gibi pyojen bakterilerin neden olduğu besin zehirlenmesi, toksik şok, kızıl, vb akut tablolar ile bazı virüs infeksiyonlarında antijen sunan hücreler tarafından işlenmesine gerek kalmaksızın etkili olarak MHC-II molekülleri aracılığıyla çok sayıda T-lenfositini aktive eden, bağışıklık sisteminin yoğun tepkisi nedeniyle serumda TNF-alfa, IL-1, IL-6 IFN-gamma aşırı yükselmesiyle sitokin fırtınasına yol açan antijenler

süperantijen, bakteriyel (bacterial superantigens) besin zehirlenmesi, stafilokok sepsisi (toksik şok), kızıl, vb akut hastalıklara neden olan bakterileri antijenleri

 

sweet sendromu (sweet syndrome; acute febrile neutrophilic dermatosis) bazı ilaçların (hydalazine, trimethoprim, sulfamethoxazole, vd) tetikleyici etkisiyle yüksek ateş ve lökositoz ile akut başlayan,  deride sınırları belirgin eritemli papüllerin oluştuğu, beyin, karaciğer ve böbrek etkilenmesinin de görülebildiği, ağızda alveol kreti ve sert damak yerleşimi gösteren ortalama 1 cm çapında, kenarları kalkık erozyonların ya da ülserlerin oluşabildiği,  hastaların bir bölümünde akut myelositer lösemi ya da otoimmun romatoid artrit’in habercisi olduğu saptanan sendrom